Damian Lillard’ın sakatlığı sonrası NBA All Star kadrosuna dahil edilen Devin Booker’ın NBA All Star’a giden yolculuğu…

22 Ocak’ta metropol Phoenix’i doğu-batı yönünde boydan boya kesen tramvaya binerken aklıma bir soru düştü: O gün Talking Stick Resort Arena’da Domantas Sabonis ile karşılaşacak olan Devin Booker, babasının yıllar önce Domantas Sabonis’in babasıyla karşılıklı oynadığını biliyor muydu? İtalya’da kahve denilince espresso servis edildiğini, Rusya’da 90’larda radyolardan televizyonlara, diskolardan anaokullarına her yerde Russkaya Vodka’nın çaldığını basketbol ile öğrenen Melvin Booker, Ülkerspor’un sihirli 2003 sezonun iki Amerikalısından biriydi. 2003’te Irak savaşı nedeniyle Türkiye’de Amerikalı olmak çok popüler değildi. Ama bugün Melvin Booker ismini arattığınızda Türkiye günlerinden basketbolseverlere yalnızca güzel hatıralar kaldığını görürsünüz. Babasının Avrupa macerası yüzünden çocukluğunun büyük bir kısmını ondan ayrı geçiren Devin Booker ise babasının Sabonis ile maçından bihaber olsa da yıllar sonra rakibi olacak, babasının Milano’daki takım arkadaşı Danilo Gallinari ile İtalya’da tanışacaktı. Evet, idolü Kobe Bryant gibi onun da yolu İtalya’dan geçecek; orada seyahat tutkusunu keşfedecek, şaraba ilgisi başlayacak ve giyimine kuşamına özen göstermeyi orada öğrenecekti.

Devin Booker bunları öğrendikten çok sonra 31 Ocak 2020’de, All-Star yedek kadrolarına giremediğinde NBA’in küçüklüğündeki lig olmadığını öğrenecekti. Lige girdiği 2015-2016 sezonundan bu yana Booker’ın kariyerini tanımlayan şey daima öğrenmek oldu. İlk yılında neler öğrendiğini, Steve Nash’in yapımcılığında 4 bölümden oluşan Rookie/Vet’i izleyerek öğrenebilirsiniz. Ligdeki ilk dört yılında dibe oynayan bir takımda adım adım yıldızlık payesine ulaşan Booker, benim bu satırları yazarken bu sefer geleceği ilk kez parlak gözüken bir takımın yıldızı olarak Damian Lillard’ın sakatlığı yüzünden All-Star’a dahil edildiğini öğrendi. Umarım Chicago’nun soğuğundan korunmak için alışveriş yapacak vakti bulur zira biz, Arizona’da Şubat ayını 20 derece dolaylarında geçiriyoruz. Melvin Booker’ın da ailece geçirilecek birkaç günlük planın bozulmasından şikayetçi olacağını sanmıyorum.

Photo by Barry Gossage/NBAE via Getty Images

Devin Booker neden All-Star seçilemedi, diğerleri neden seçildi tartışmasını istatistiklerle okumaktan çok duruma daha sosyolojik, politik ve sportif açıdan yaklaşmanın daha aydınlatıcı olacağını düşünüyorum. Takıma katıldığı günden bu yana playoff görememiş bir oyuncu olarak Devin Booker’ın ligde kendini ispatlamış olması, takımının başarısızlığını gölgeleyecek güce sahip olduğu anlamını taşımıyor. Bunu Damian Lillard kıyasında görebiliriz. Geçtiğimiz yıla kadar Batı Konferansı şampiyonluğunu zorlayabilecek durumda olarak addedilen bir takımın lideri Lillard’ın kartviziti bu yüzden daha değerli duruyordu. Russell Westbrook’un eski bir MVP olması kadar Arizona pazarından daha büyük bir pazarda yani Texas pazarında oynayan bir takımda oynamasının etkisi daha büyük. Bu pazarın büyüklüğü NBA’in bir şirket olarak hangi sektörlerle ilişki kurduğundan tutan, kentli nüfus yoğunluğuna dek çeşitli parametreler içerir. Üçüncü husus ise takımın ulusal arenada görünürlüğü. Suns’ın bu yıl yalnızca bir maçı ulusal televizyonlarda gösterildi ve o karşılaşmada Zion Williamson oynamayınca maç çok fazla gündeme gelmedi. Ulusal televizyon meselesini biraz açmak yerinde olur ki Mark Cuban bu durumdan en çok şikayetçi olan isimlerdendir. NBA’in ulusal yayınları, NFL gibi karasal yayında hizmet veren bir kanaldan ziyade üyelik usulüyle işleyen TNT ve ESPN üzerinden gerçekleşmektedir. Bu durumun en büyük sıkıntısı ve bir bakıma da NBA’i global spor yapan yanı, Amerika’da seyircinin büyük bir kısmına ulaşamıyor olmasıdır. Phoenix Suns, bu daracık havuzun içinde 82 maçlık normal sezonun 81 maçını bir köşede sadece Fox10’a (yerel televizyon) erişimi olanlar tarafından takip ediliyor. TNT ve ESPN’in sunduğu sınırlı ulusal yayının imkanlarına (Twitter’da sürekli konuşulmak) sahip olamayıp daha geniş bir kitleye erişemeyen Devin Booker da eğer o gece spektaküler bir durum yaşanmadıysa ve Twitter’da kısa videolara konu olmadıysa unutulup gidiyor. Tabii tüm bunların yanında Booker’ın dört yıldır yaşadığı hezimetlerin faturasını arkadaşlarına, kulübe ve takım sahibine çıkarmayıp kimseyi kurtlar sofrasına atmamasının, sosyal medyayı sesini duyuracağı bir alan olarak kullanmamasının, aslında KAT ve D’Angelo dışında herkesle içli dışlı olmayan, parkede ve belki de parke dışında Mamba zihniyetini gerçekten özümsemiş, biraz eski kafalı bir karaktere sahip olmasının da etkisi var…

NBA All Star etkinliğini nasıl tanımladığınız, seçimlere, seçimlerin yapılış şekline ve etkinliğin kendisine bakışınıza göre değişir. TrendBasket adına Toronto Raptors’ı takip eden Atakan Murzoğlu ile Köşeden Boş Üçlük’ün üçüncü bölümünde bu konuyu uzun uzun ele almıştık. Ben, bu etkinliği tüm lig için bir eğlence dolu bir hafta sonu kaçamağı gibi görsem de milyon dolarlar kazanan oyuncuların günün sonunda yalnızca bir takım için forma terletenlerin yüzük kazandığı bir ligde All-Star seçilmeye atfettikleri önemi anlıyorum. Bu durum ne yazık ki ligin son senelerde iyice panayıra dönüştürdüğü seçim yöntemiyle artık her isim bir tartışma konusuna, ödüllendirmeden çok cezalandırma meselesine döndü. Devin Booker, bu sene bu payeyi hak etti. Birkaç yıl sonra takımın şimdiki nüvesi playoff nüvesine dönüştüğünde, Booker ve maiyeti lobi yapmayı öğrendiklerinde Booker bir All-Star gediklisi olacaktır. İstatistiklerindeki gelişimin ötesinde, sahadaki veriminin ötesinde, clutch anları henüz keskin olmasa da serinkanlı oynamasının ötesinde Booker’ın ender patlamalarla ortaya çıkan atletizmi, smaçlarını vururken yaşadığı duygu boşalması, kimi zaman “neden daha çok atmıyorsun bu pasları?” dedirten sihirli pasları, All-Star seyircisinin gözlerini doyuracaktır, ben kefilim.

2003 yazında Belgrad Ormanları’nda, piknik geleneğini mangaldan ibaret sanan herkes gibi ailemle mangalın başına üşüşmüşken yerin titrediğini hissetmiştim. Sonra yere güçlü güçlü basan ayakların sesini işitmiştim. Kafamı çevirdiğimde turuncu, yeşil ve beyaz idman kıyafetleriyle ciğer açmaya çıkan Ülkersporlu basketbolcuları görmüştüm. İlk anda bu adamların Gulliver’in Gezileri’nden çıkıp geldiklerini sanmıştım. Melvin Booker, aralarında en kısa görünenleri olduğundan onunla aramda mantıksız olduğunu bildiğim bir bağ kurmuştum. O da küçükler ligindeydi! Aradan geçen 13 yılda bu bağın beni, Arizona çöllerinde oğluyla bir araya getireceğinden ve babasının oyununu hayal meyal hatırlayan bir çocuğun, onun oğlunu 30’lu yaşlarının başında Talking Stick Arena’daki her maçında hayranlıkla seyredeceği bir noktaya getireceğinden habersizdim.

Bir yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir