Montepaschi Siena ve Lottomatica Roma’da geçirdiği yıllardan sonra Detroit Pistons formasıyla NBA’e adım atan Luigi Datome’nin Amerika macerası pek de istediği gibi gitmedi. Detroit’te geçirdiği bir buçuk yılda -birçoğu çok kısa süreler olmak üzere- sadece 37 maçta sahaya çıkabilen İtalyan oyuncu, 2014-2015 sezonunda takas edildiği Boston Celtics’te nispeten daha çok süre bulabilse de rotasyonda kendine sağlam bir yer edinemedi. Bu yaz Avrupa’ya dönme kararı alan yıldız forvet, Khimki Moskova’nın çok cazip teklifine rağmen Fenerbahçe’yi tercih etti ve İstanbul’a geldi.

Datome’nin Fenerbahçe’yi tercih etmesi, aslında Avrupa’ya dönerken neler hissettiği ve beklentileri hakkında bazı ipuçları veriyordu. NBA’de oturarak geçirdiği iki sezonda hayal kırıklığı yaşamıştı. Oynamaya açtı ve rekabetçiliği özlemişti. Kazanma hedefi olan, kendini değerli hissedebileceği bir kulüp ve kendisini daha iyi olmaya zorlayacak bir koçla çalışmak istiyordu. Fenerbahçe’de bunların hepsini buldu, İstanbul gibi harika bir şehirde yaşamak da pastanın üzerindeki krema oldu.

Datome’yle ilgili en başta soru işaretleri vardı. Birçoğumuz Gigi’nin, Nemanja Bjelica’nın boşluğunu doldurmak üzere transfer edildiğini düşünmüştü. Bjelica bir önceki sezon o kadar iyi bir yıl geçirmişti ki yerine gelecek oyuncudan beklentiler de aynı oranda artmıştı. Ancak Zeljko Obradovic, Datome ile de konuştuktan sonra, onu kısa forvet olarak kullanmayı seçti. Bu tercih, daha da büyük soru işaretlerini beraberinde getirdi. Özellikle de topu yere vurabilen üç numaraları nasıl savunacağı konusu endişe yaratıyordu. Zeljko Obradovic, onun savunmadaki zaaflarını saklayabilecek yapıyı oluşturdu. Arkasında Ekpe Udoh ve Jan Vesely gibi iki çember savunucusu olduğunu bilmek, kısa savunan her oyuncu için müthiş bir güven kaynağıdır. Datome de bire bir yenilmemek için büyük efor sarf etti ve bu konu çözüme ulaştı.

Ancak Gigi’nin iyi bir savunmacı olmadığı algısı basketbol kamuoyunda çok yaygındı. Fenerbahçe formasıyla yakından ve düzenli izleyebildiğimizde şunu gördük ki Datome, aklıyla savunma yapabilen çok özel bir oyuncu. Toplu oyuncuyu savunabilmek, evet, orası işin bir boyutu ancak bir de topsuz savunma, takım savunması var. Luigi Datome müthiş sezgilere sahip bir oyuncu ve yardımlara kusursuz bir zamanlamayla, tam eforla geliyor. Üç numara pozisyonu için boyu uzun da olduğu için, boyalı alanda yaptığı yardımlar daha da etkili oluyor. Nerede adam değiştirmesi gerektiğini, savunduğu oyuncunun güçlü özelliklerine göre hareket etmeyi o kadar iyi biliyor ki bırakın zaaf olmayı, çoğu zaman Fenerbahçe savunmasının bu kadar iyi olmasında ana etkenlerden birine dönüşüyor.

Datome’yle ilgili en büyük beklentiler, işin hücum tarafıyla ilgiliydi. Bugüne kadar da beklentileri fazlasıyla karşıladı. Euroleague’de sahaya çıktığı 27 maçta 12,2 sayı ortalaması yakaladı. Fenerbahçe’de tam beş oyuncunun çift haneli sayı ortalamaları tutturduğunu düşünürsek,on iki hiç de fena bir değer değil. Daha etkileyici olan ise şut yüzdeleri. Şu ana kadar Euroleague’de %54,4 ikilik, %45,6 üçlük, %85,7 de serbest atış yüzdesiyle mücadele etti. Kendisinin çok temiz bir şutör olduğunu hepimiz biliyorduk ancak büyüleyici tarafı, topa bu kadar az ihtiyaç duyarak, az temas ederek bu rakamları yakalayabilmiş olması. Topu domine etmeden maç içinde bu kadar sıcak kalabilen skorer oyuncu çok azdır, Gigi de onlardan bir tanesi. Elbette sadece şut sokarak bu kadar övgüyü almadı İtalyan yıldız. Silahlarının çeşitliliğini ve bireysel farkındalığının ne kadar üst düzeyde olduğunu da gösterdi. Fake üzeri driblingle savunmacısına atak edip çembere kadar gidip -ya da orta mesafeden- bitirebildiğini, alçak postta topla buluştuğunda dip çizgi tarafından dönüp yaptığı geriye çekilerek atışı gözü kapalı atabildiğini, sabit şutörlüğünü, topsuz cut yapabildiğini, iyi pasörlüğünü… Cephanesinde ne varsa göstermeyi başardı bu sene. Fenerbahçe’nin topu paylaşmaya dayalı hücumunun ana dişlilerinden biri olarak, sezon boyu harika iş çıkardı.

Teknik detaylar bir tarafa, dışarıdan baktığınızda Datome’nin duruşundan, yansıttığı enerjiden bile “farklı” olduğunu hissedebiliyorsunuz. Daha yakından tanıdıkça, onun ne kadar entelektüel, kaliteli yaşayan biri olduğunu da gördük. Çok iyi bir takım arkadaşı olduğunu duyuyorduk, ilk elden şahit olduk. Gittiği her yerde taraftarın en sevdiği oyunculardan biri olması asla sürpriz değil. Hayranlık uyandıran akıl ve zarafetinin arkasında mücadeleden asla vazgeçmeyen, harika bir rekabetçi var. Kötü oynadığı maçlar olmadı mı? Oldu elbette. Ancak bir kez bile sonraki maçta reaksiyon vereceğinden şüphe ettirmedi. Tarihinde ikinci kez son dört takım arasına ismini yazdıran Fenerbahçe’nin, Berlin’deki en önemli kozlarından biri, şüphesiz Luigi Datome olacak. İmza atarken hayalini kurduğu fırsat buydu, şimdi keyfini çıkarma ve kazanmak için her şeyini verme zamanı.

Volkan Yeğin

Website:

Bir yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir