Final Four’un basketbol sahnesini ve İstanbul şehrini aydınlatmasından bu yana iki hafta geçti. Doğu’dan taşıdığı izleri her an, her baktığınız yerde ve her gittiğiniz yerde var olan tarihin çekiciliğiyle sihirli bir yer olduğunu düşündüğüm bu şehirde geçirdiğim harikulade dört günü derinlemesine düşünmek için bolca zamanım oldu. İstanbul’a ilk defa 1992 yılının bahar aylarında adım attım. 27 yaşındaydım ve basketbol gazeteciliği dünyasında bir yer edinmeye çalışıyordum. Elit sınıfla tanışmak ve işin iç yüzünü bilen insanlarla iletişime geçmek için Avrupa basketbolunun en iyisinin taçlandırıldığı organizasyondan daha iyi ne olabilir? Ve ne final izlemiştik, Zele Obradovic’in Sasha Djordjevic’in Joventut Badalona karşısında bulduğu son saniye basketinin Partizan’a zafer kazandırmasıyla evine ilk şampiyonluğu getirdiği!

İlk gelişte şehri kavramak çok kolay değildi. Dil konusu üzerinden gelmesi zor bir problemli, özellikle de taksi şoförleriyle. Abdi İpekçi’ye giderken yolda kaybolduk ve maça zor zar yetiştik! Fakat Boğaz’ı, Sultan Ahmet Camii’sini, Topkapı’yı, Baharat Pazarı’nı (Mısır Çarşısı) ya da Kapalıçarşı’yı ilk defa görmek hiçbir zaman unutamayacağım bir deneyim.

O zamandan bu yana İstanbul’a 25 defadan fazla geldim (ve AC Milan taraftarı olarak Şampiyonlar Ligi Finali için geldiğim seferi saymayacağım…) Her seferinde merak duygum aynı. Tek fark şu anda nerede ne yapacağımı biliyorum (25 yıldır trafik daha da kötüye gittiğinden taksi yerine metroyla bir yerlere gitmek çok daha iyi…) Favori mekanım Florya’daki Beyti, (ama geç saatte biten bir maçtan sonra Gedik her zaman bir garanti cennet) güvenilir bir baharat satıcısı her gelişimde beni hatırlıyor ve lokuma düşkünlüğümü biliyor… Ya da Galata Köprüsü’nü her yürüdüğümde acaba 007 (tabii ki Sean Connery) acaba bir Rus ajanı tarafından izi bulunup, buradan koşarak geçecek mi diye düşündürüyor. (Sevgi dolu bir şekilde tabii ki!)

Ve basketbol her zaman mükemmel. Sinan Erdem Arena’daki atmosfer eşsizdi. Fener mükemmeldi ve İtalya’nın küçük bir dilimi, Gigi Datome ve Maurizio Gherardini de zirveye çıktığından kazandıklarına sevindim. Her İstanbul seyahatimden önce arkadaşlarımdan ve iş arkadaşlarımdan “Terör saldırılarından korkmuyor musun?” gibi sorular duyuyorum. Bu çok saçma. Haberleri izleyin: Londra, Paris, Brüksel, Berlin, Nice, Manchester, Orlando, New York, Boston. Güvenli bir yer var mı? Hayır, en azından benim hayatımda artık yok. Bu nedenle lütfen, sadece İstanbul’un tadını çıkarın. Harika bir şehir!

Massimo Oriani

La Gazzetta dello Sport

Begüm Ünal

Twitter: @beggysworld

Website:

Son Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir