Polat Kaya: ”Bir anda koç olurum zannettim, hiç de kolay olmadı” | TB ÖZEL

Röportaj: Alp Ulagay

20 yıllık profesyonel oyunculuğa bir nokta koyan Polat Kaya formasını çıkarır çıkarmaz kendisini saha kenarında bankta buldu. EuroCup’ın bu sezonki sürpriz takımı London Lions’ın yardımcı antrenörlerinden Kaya ile yeni kariyerindeki ilk aylarını ve bu görevdeki sorumluluklarını konuştuk.

Polat Kaya: ”Bir anda koç olurum zannettim, hiç de kolay olmadı”

İngiltere basketbolunda bir süredir ciddi bir kıpırdanma söz konusu. British Basketball League’e (BBL) yapılan yatırım, Avrupa kupalarında oynayan takımlar derken ülkede çok geri planda kalmış profesyonel basketbol potansiyeli yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bu çıkışın merkezindeki takım ise London Lions.

Londra’nın BBL’deki tek temsilcisi Lions’ı geçen yıl Amerikalı bir fon şirketi olan 777 Partners satın almıştı. Yeni sahipler kulüpteki idari yapıyı değiştirdikten sonra gözlerini Avrupa’ya dikti ve EuroCup için bir kontenjan koparmayı başardı. EuroCup’ta iddialı olacak bir kadro için Lions yönetimi kolları sıvadı.

Başantrenör olarak Kanadalı Ryan Schmidt’i göreve getirdiler, Tomislav Zubcic, Sam Dekker, Kosta Koufos, Vojtech Hruban gibi deneyimli oyuncuları kadroya kattılar. Böyle bir kadronun hedefi de EuroCup’ta en azından playoff olarak belirlendi. Hiç de fena başlamadıkları EuroCup sezonunda yedi maçta dört galibiyetle beşinci durumda girdiler bu haftaya.

Tabii bütün bu yapının içinde bir de Türk imzası var. Geçen sezon sonu oyunculuk kariyerine bir nokta koyan Polat Kaya (36) yaz başında Lions’la yardımcı antrenör olarak anlaştı. Şimdi Lions bankında koç Ryan Schmidt’in en güvendiği yardımcılarından biri olarak oturuyor. Oyunculuktan hızla antrenörlüğe geçişin tatlı sancılarını da çeken Kaya ile sisli bir Londra sabahında buluştuk ve bu geçişin hikâyesini konuştuk.


Ne umdum ne buldum

  • Önce oyunculuk kariyerinizin sonuyla başlayalım. 20 yıllık profesyonel oyunculuğu geride bıraktınız. Bir tür seyyah oyuncuydunuz: Birçok farklı şehirde, birçok takımda oynadınız. Nasıl özetlersiniz kariyerinizi?

”Aslında şöyle özetleyebilirim. Ne umdum ne buldum. Tüm kariyerim istediklerimin tam tersi yönünde ilerledi. Daha iyi bir kariyer sahibi olabilecekken farklı yerlerde kariyerimi tamamladım. Çok fazla şehir gördüm, çok fazla antrenör tanıdım. Farklı kültürlerde, farklı kişilerle çalışma fırsatı buldum. Galiba bundan daha çok faydalanmasını da bildim.

Sonuçta bu yolculuktan mutlu olduğumu, bu süreçten tat aldığımı söylemeliyim. Genel olarak benim için çok güzel geçen 20 yıllık bir basketbol kariyerini geride bıraktım.”

  • Geçen sezon TBL’de Mersin Büyükşehir Belediyespor’da forma giydikten sonra da basketbolu bıraktınız. Daha önceden planladığınız bir şey olup olmadığını bilmiyorum ama nasıl aldınız bu kararı?

”Bu kararı almak aslında çok zor olmadı. Bundan üç yıl önce ailece yurtdışına taşınmıştık, İngiltere’ye yerleşmiştik. Ancak bu üç yılı ben kısmen ailemden ayrı geçirdim. Sezon içinde ben Türkiye’de basketbol oynarken onlar İngiltere’de yaşamaya devam ediyordu.

Sezon biter bitmez yanlarına gidiyordum. Ancak kızımdan ve eşimden ayrı kalmak bir noktada beni zorlamaya başladı. Özellikle kızımın büyüme çağındaki ihtiyaçları, bir baba figürü olarak yanında olma isteğim oyunculuğu bırakma kararı almamda çok etkili oldu.”

Polat Kaya
Tolga OVALI

Artık bıraksam mı?

  • Oyunculuğa Britanya Basketbol Ligi BBL’de devam etmeyi düşünmediniz mi hiç?

”Aslında oyunculuk kariyerimin sonuna geldiğimi düşünmüyordum. Biliyorsunuz, London Lions’ı Amerikan şirketi 777 Partners satın almıştı. EuroLeague organizasyonunda Britanya basketboluna, bilhassa Londra’ya dair planlarının da etkisiyle burada bir yapılanma söz konusu oldu. Ben de bu yeni organizasyonla yakın ilişkideki bir arkadaşım sayesinde oyuncu olarak yer alma planı yapıyordum.

Ben oyuncu olarak gelmeyi planlarken Lions’tan hiç beklemediğim bir koçluk teklifi gelince işte o noktada şöyle düşünmeye başladım: ”Artık bıraksam mı?” Zaten ailemin yanına gelmeyi çok istiyordum. 36 yaşına gelmişim. Dört beş yıl daha çok rahat oynayabilirdim ama daha fazla uzatmanın bir anlamı olmadığına karar verdim.

Hemen tamam dedim ve basketbolu bıraktım. Koçluğa bir sempatim, ilgim var denilebilir. Ama basketbolu bıraktıktan sonraki ilk opsiyonlarımdan biri değildi.”

  • O zaman sahadan kenara geçişinizi konuşalım. Lions’taki bu yeni yapıda bir rol almak için Genel Menajer Brett Burman’dan bir teklif aldınız. Çok şaşırtıcı oldu mu böyle bir teklif?

”Evet, beklemiyordum açıkçası. En azından ”Seni oyuncu olarak düşünmüyoruz” deyip yol verebilirdi bana. Ancak London Lions Genel Menajeri Brett Burman hiç beklemediğim bir anda ”Koçluk kariyeri için ne düşünürsün Polat? İstekli olur musun, bu konuya nasıl bakarsın?” diye bir soruyla gelince benim için her şey tamamen değişti.

Zannedersem Burman, Avrupa basketbolunu bilen, uzun yıllar Türkiye gibi iyi bir pazarda basketbol oynamış biri olduğumdan benden faydalanmak istedi. Ben de koçluk için adım atmış oldum. Zaten hemen karar verdim dersem inanır mısınız? Sadece üç dört günde karar verdim. Yani çok zor olmadı bu kararı almak.”

  • Basketbolda kaldınız ama başka bir yola girdiniz. Daha önce bir antrenörlük kursuna gitmiş miydiniz? Türkiye’den aldığınız sertifikalarınız var mıydı?

”Hiçbir antrenörlük sertifikam yoktu. Aslında Türkiye’deki eski sistemde, 10 yılı aşkın süre BSL’de oynamış olduğum için C kategorisinde koçluk sertifikasını alabiliyordum. Ama yeni sistem sebebiyle işler değişti. Ben de oyunculuk devam ederken böyle seminerlere katılıp bir sertifika almamıştım.

Buna karşılık eski prosedür İngiltere’de hâlâ geçerliydi. Yani 10 yılı aşkın süre profesyonel oyunculuğum ve burada çalışma iznimin bulunması sayesinde birinci ve ikinci seviye sertifikaları aldım. Gelecek yaz sanırım üçüncü seviyeyi de alırım. Geriye en üstteki Seviye 4 kalır zaten.”

BBL’in 10 takımla oynandığını dahi bilmiyordum

  • İngiltere’deki profesyonel basketbolu biraz sormak isterim. Burada çalışmaya başlamadan evvel ne düşünüyordunuz İngiltere’deki profesyonel basketbol hakkında?

”Hiçbir fikrim yoktu. Son yıllarda oyuncu olarak EuroCup ve Basketbol Şampiyonlar Ligi organizasyonlarında yer almıştım. Zaten herkes gibi EuroLeague’i izliyordum. Bunların yanında bir de Basketbol Süper Ligi’ni takip ediyordum. Açıkçası hiç göz önünde olmayan BBL’i takip etme fırsatı bulamamıştım.

Buna karşılık, İngiliz basketbolculara bir aşinalığım vardı. Son yıllarda Türkiye’ye gelen Gab Olaseni’yle, bir dönem Manresa’da oynayan, şu andaki Lions oyuncusu Luke Nelson’la karşı karşıya gelmiştik. Ama buradaki takımlara, organizasyona, farklı kupalara dair hiçbir fikrim yoktu. BBL’in 10 takımla oynandığını dahi bilmiyordum.”

Polat Kaya
Tolga OVALI
  • Basketbol İngiltere’de biraz ihmal edilmiş bir spor dalıdır. Burada potansiyeli fark ettiniz mi?

”İngiltere’de göçlerle beraber gelen yüksek orandaki siyah nüfusun olmasıyla çok ciddi bir potansiyel var bence. Ülkede özellikle yeni nesil ergen gruplarında basketbola çok ciddi bir ilgi var.

Üç yıldır burada bulunduğum yaz aylarında hep şunu gözlemledim: Parklarda olsun ya da salonlarda olsun basketbol sahaları asla boş kalmıyor. Üstelik bu çocukların ve gençlerin çok ciddi bir yatkınlığı söz konusu.

Bence inanılmaz bir potansiyel var burada. Sadece bu potansiyeli aktif hale getirecek bir hareket olmamış daha önce.”

Burada daha demokratik bir düzen var

  • Şimdi koçluğa geçelim. London Lions’taki koçluk ortamını konuşalım. Genç bir başantrenörünüz var. 38 yaşındaki Ryan Schmidt. Sezon öncesi sizden neler istediğini anlattı mı?

”Aslında böyle bir görüşme yapmadık. ”Senden şöyle şeyler istiyorum, senin görevin bu!” tarzında bir toplantı yapıp bire bir konuşmak yerine beklentilerini zamana aktardı. Teknik kadroya gelince, Kanadalı koçumuz Ryan Schmidt bu yıl Kanada Ligi’nden şampiyon olarak geldi. Yine oradaki yardımcısı Kanadalı Ashton Smith, daha önce aktif olarak basketbol oynamış koçun güvendiği bir kişi.

Son üç yıldır beraber çalışmışlar, orada güzel bir dinamizm yakalamışlar. Birkaç yıldır Lions’ta olan 53 yaşındaki Amerikalı Robert Youngblood devam ediyor. Ben yeni geldim, bir de benden üç yaş küçük Daniel var. O İngiliz ama son üç yılı Çin’de geçirmiş. Daha çok bireysel gelişim antrenörlüğü gibi bir görevi var.”

  • Yardımcı antrenörler arasında bir iş bölümü vardır herhalde?

”Burada aslında Avrupa’daki hiyerarşik koçluk anlayışından farklı bir düzen var. Daha ziyade iş bölümlerine ayrılmış ortak bir çalışma ortamı söz konusu. Mesela Avrupa’da ve Türkiye’de video ve kurgu işi en deneyimsiz kişinin üzerine yıkılır. Burada Koç Schmidt de video-kurgu işi yapıyor, en genç antrenör Daniel da.

Bunun yanı sıra antrenman öncesinde, antrenmanda ve antrenman sonrasında koç tamamen kendi çalışma sistemine, prensiplerine uygun bir iş bölümü yapıyor. Böylece siz de kendinizi daha değerli hissediyorsunuz. Yani ”Ben tecrübeliyim, bu işleri yapmam” gibi bir hava oluşmuyor. Daha demokratik bir ortam var diyebilirim.”

  • Sanıyorum takım hazırlıklara başlamadan evvel de bir ilk antrenörlük tecrübeniz oldu değil mi?

”Doğru, geçen sezon biter bitmez Londra’ya gelmiştim. London Lions da iki senedir haziran ve temmuz aylarında da Open Runs düzenliyor. Bu, ABD’de çok yaygın olan bir nevi açık basketbol kampı.

Kulüp salonu temin eder, profesyonel veya üniversite seviyesindeki oyuncular katılır. Onlara önce kısa bir antrenman, üzerine de beşe beş maç yaptırırız. Hem oyuncular antrenman yapma fırsatı bulur hem de siz kulüp olarak hiç tanımadığınız bazı oyuncularla ilgili bilgi sahibi olursunuz.

Bütün yaz Open Runs’ta yardımcı antrenör olarak görev aldım. Benim için koçluğa bir yumuşak geçiş gibi oldu.”

  • Sezon hazırlıklarına ağustosun ortasında başladınız. Eylül sonunda ilk resmi maçınızı oynadınız. O bir buçuk aylık hazırlık süreci nasıl geçti?

”Şöyle: Milli takımlara çok fazla oyuncu veren takımlardan biriydik. İngiliz Milli Takımında çok sayıda oyuncumuz vardı, Kanadalı oyuncumuz Aaron Best ve Çek oyuncumuz Hruban milli takımdaydı. Bu yüzden tam takım halinde antrenmanlara çok geç başlayabildik. Bu arada vize problemlerinden ötürü ben iki hazırlık turnuvasını kaçırdım.

Sezon öncesi hazırlığımız aslında tam istediğimiz gibi geçmedi. Malum en önemli oyuncumuz yani takımın belki de en önemli pozisyonu guard bölgesindeki Tarik Philip’in de sezonun ilk antrenmanda daha hiçbir temas olmadan sakatlanıp sezonu kapatması da planlarımızı sekteye uğratan en büyük etken oldu.”

Salonda oyuncu gibi hissediyordum

  • Peki o hazırlık döneminde ufak ufak yardımcı antrenör rolüne yavaş yavaş girdiğinizi söyleyebilir miyiz?

”Aslında bu role hemen giremedim. Bunu genel menajere ve koça da ifade ettim. Ben bir anda koç olurum, her şey değişir sandım. Ama öyle olmadı. Salona adım atar atmaz bir oyuncu gibi düşünüyordum hâlâ. Sanki topu alıp idmana başlayacakmış gibi hissediyordum.

Özellikle ilk iki ay gerçek anlamda böyle geçti. Bu, hem oyuncularla hem diğer antrenörlerle ilişkilerime de sirayet etti. İster istemez geri planda kaldım, çekingen davrandım. Çünkü pratikte koç olmam gerekiyor ama aklımda oyuncu gibi hissediyordum. Bu anlamda biraz zorlandım ama ekim ayında koçun yaptığı bir toplantı rahatlatıcı oldu.

İşte o toplantının ardından oyuncularla, buradaki yönetici kısmındaki koç, menajerle daha bir ilişkim koyulaştı. Daha aktif rol almaya başladım. Sonuçta üç dört aylık süreçte gerçekten yavaş yavaş antrenör havasına girdiğimi hissediyorum.

Elbette burada koç Schmidt’in yaklaşımıyla beraber henüz ilk sezonum olmasına karşın işin içindeymiş havasını hissediyorum.”

  • Çaylak bir yardımcı antrenörün fikirlerine ne kadar önem veriliyor Lions’ta?

”Öncelikle Türkiye Ligi, Avrupa’nın önemli liglerinden biri ve benim orada geçirdiğim 20 yıllık kariyere gerçekten saygı duyuyorlar. Oyuncular da, staff da gerçekten Avrupa basketbolunu bilen biri olmama saygı duyuyor. Ayrıca fikirlerime ve yorumlarıma da değer veriliyor. Bu açıdan burada kendimi değerli hissediyorum.”

  • Aslında hem Britanya basketbolu hem Lions için önemli bir sezon. 14 sezon aradan sonra EuroCup’ta oynayan ilk Britanya takımı oldu Lions. Biraz da bu sebeple mi kadroyu kurarken özellikle Avrupalıları ya da Avrupa’da oynamış Britanyalıları tercih ettiniz?

”O süreçte bizzat olayın içerisindeydim. Genel menajerle sürekli görüş alışverişi içerisindeydim. Mesela önerdiğim Amerikalı oyunculara o kadar sıcak bakmıyordu. Daha fazla Avrupa basetbolunu tanıyan oyunculardan kurulu bir yapı oluşturmak istedi.

Neticede EuroCup oynayacağımız için ki çok da makul bir istekti bu. EuroCup’ı göz önüne alırsak takımın Avrupalı oyunculardan kurulmuş olması bence çok zekice bir strateji.”

Polat Kaya
Tolga OVALI
  • Biraz idmanlara gelelim. Lions’ta idmanlarda daha çok neyin üzerine duruyorsunuz? Nasıl bir idman temposu var burada?

”Bir kere, idmanlarımız çok uzun değil. Her gün tek antrenman yapıyoruz. EuroCup’ta ve BBL’de maçlar hep gece olduğu için maç sabahları antrenmanımız var. Genelde hep detaylı, teknik ağırlıklı basketbol antrenmanları yapıyoruz. Koç burada özellikle EuroCup basketboluna karşı bir hazırlık içerisinde. Antrenmanlarımız genelde oraya yönelik ilerliyor.”

  • Sizin idmanda üstlendiğiniz farklı bir rol var mı? Bir asistan koç Lions idmanında ne yapıyor?

”Öncelikle bu konuda koç Schmidt’in hakkını vermek lazım. Gerçekten çalışması çok keyifli olan birisi bu arada. Burada gerçekten hakkını vermek lazım size. Kendisi de zaten genç, bize de inisiyatif alabileceğiniz bir alan bırakıyor. Çok fazla rol çalmadan, daha doğrusu haddimi aşmadan antrenmanlara müdahale yetkim var.

Oyunculara sürekli ”stop, stop, stop” diye düdüğü çalıp birine fırça atmaya kalkmak çok fazla olur. Ama sürekli ”Daha iyi tempo. Şuraya git! Depar! Kolunu kaldır! Defans!” diye uyarılar yaparak antrenmanda sürekli aktif olmak Lions’ta yardımcı antrenörlerin görevlerinden biri.”

Oyuncuları gruplamak benim işim

  • Avrupa basketbolunda takım idmanları uzundur, sayısı da fazladır. ABD’de bireysel gelişim tarafı biraz daha yoğun olmalı. Mesela burada hiç bireysel gelişim idmanı yaptırmaya vakit kalıyor mu?

”Zaten bizim idmanlarda her şey süreli: 5 dakika ısınma, 4 dakika bir drill, 8 dakika bir başka drill. Hiçbir şekilde onları aşmıyoruz. Bireysel gelişimle alakalı driller de her idmanın bir parçası aslında.

Burada oyuncular da Lions’ı tercih ederken bir yandan gelişimlerini de sekteye uğratmayacak şeyler yapıyorlar. Yani uzun oyuncu da, kısa oyuncu da, forvet de her gün bireysel gelişim antrenmanı yapıyor. Burada koç Schmidt benden de yararlanıyor elbette.”

  • Antrenmanda oyuncuları pozisyonlarına göre paylaşıyor musunuz yardımcılar olarak?

”Oyuncuları idmanın başında bireysel driller için gruplara ayırıyoruz. Her yardımcı antrenörün bir grubu oluyor burada. Benim antrenman başındaki görevlerimden biri de bu: Grupları ben yapıyorum. İki kısa bir uzun yaptığım oluyor şut antrenmanlarında.

Ama bireysel gelişime yönelik gruplarda biraz daha pozisyonları yakın oyuncuları grupluyorum: Uzunları başka bir koça gönderiyorum, forvetleri başka birisine, kısaları başka birisine. Bu gerçekten koçluğun ilk yılı için benim adıma çok iyi bir şey.”

  • Biraz da sezona bakalım. BBL’deki ilk maçınız 30 Eylül’de Sheffield’daydı. Takım elbiseyi giydiniz, çıktınız sahaya. Asistan koç olarak çıktığınız ilk resmi maçta neler hissettiniz?

”Aslında bir şey hissetmedim çünkü bunun için iyi bir ortam bulamadık. O gün otobüsle gittik Sheffield’e. Otoyoldaki kaza dolayısıyla yolu kapatmışlar. İnanmayacaksınız, maçın başlamasına on dakika kala salona girdik.

Oyuncular hiç ısınmadan doğruca formaları giymeye koştu. Biz de takım elbiseleri giydik. Hemen sahaya çıkıp maça başladık. Neredeyse hükmen yenilgiyle karşı karşıyaydık. O yüzden o ilk maçta o heyecanı çok fazla hissedemedim.”

Koçun tercihi beni gururlandırdı

  • Peki maçlardaki sen nerede oturuyorsunuz? Maçtaki banktaki yeriniz neresi?

”Bu konuda da işler şöyle gelişti: İki hazırlık turnuvasını kaçırdığım için diğer yardımcılar kendi aralarında bir düzen oluşturmuş. Ben de o sebeple hiçbir şekilde rol çalmayarak en sona oturmuştum. Yani koç grubunun en sonunda oyuncuların yanında oturuyordum.

Ancak EuroCup’taki üçüncü haftada Gran Canaria maçı öncesi koç Schmidt dedi ki ”Bundan böyle hemen yanımda oturmanı istiyorum. Maç içindeki görevlerinden biri karşı takımın ne tarz bir müdafaa yaptığını gözlemek ve bizim buna karşı hangi setleri oynayabileceğimizi düşünmek olsun. Her fırsat bulduğunda bana kısa kelimelerle bunu aktar.”

Onun böyle bir taleple gelmesi, bankta yerimi değiştirmesi, aslında bir nevi terfi ettirmesi beni çok keyiflendirdi.”

  • Hemen uygulamaya başladınız mı sizden istediğini?

”Bunu hemen Gran Canaria deplasmanında bir set çizerek uyguladım. O maçta Gran Canaria her dış oyuncuya baskı yaparak başlamıştı, içeriye giremiyorduk. Tabii böyle olunca içeride büyük bir alan oluştu. Bizim topu içerideki uzuna vermemiz lazımdı. Kimse yardıma gelmediği için bire birde tıkır tıkır işleyecek orayı.

Koç’a dedim ki ”Short roll’u yaptığımızda burada çok büyük bir boşluk oluşuyor. Çünkü defans bize çok yakın oynuyor. Burayı maden gibi işleyebiliriz.” İkinci yarıya çıkmadan antrenör soyunma odasında bizim setin parçası gibi ama biraz farklı bir şekilde bir oyun çizdim: Pick’n roll sonrası short roll’u alan uzun oyuncu drive edecek, diğer uzunun adamı yardıma gelirse pas verecek, gelmezse kendisi zaten bitirecek.

İkinci yarının başı, koç sahaya çıkarken benim çizdiğim seti çizdi. İnanır mısınız oyuncular da nakış gibi oynadı! Koufos’un adamı yardıma gidince Ovie Soko’ya el altından verdi o da bomboş smacı vurdu. Sonra koç gelip onore etti zaten.

Oradaki o icraatla aldığı kararın boşa olmadığını göstermiş oldum. Bu beni de çok gururlandırdı.”

  • Bir de içerideki Trento maçınızda gördüm. Meşhur taktik tahtası ve keçeli kalem sizde mi?

”Evet. Önce diğer genç asistandaydı. Ama o bir de sandalye işini yapıyordu. ”Sen ver tahtayla kalemi, ben veririm koça” dedim. Mola olurken ben veriyorum, mola bittikten sonra elinden alıyorum, tahtayı da siliyorum.”

  • Avrupa basketbolunda bu setler çok önemli. Kimi koçların 100 200 seti olduğu söylenir. Çok sete çalıştınız mı sezon öncesi ya da hâlâ çalışıyor musunuz set oluşturmaya?

”Hâlâ set oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü Avrupa’da, ABD’deki gibi serbestliğe dayalı bir sistem yok. Amerikan basketbolunda göze hoş gelen, seyir zevki yüksek, insanların keyif almasına yönelik bir anlayış var. Playoff’lara kadarki dönemde kimse defans yapmaz. Daha çok görsel anlamda keyifli hareketler yapılır.

Ama Avrupa basketbolunda rakibi oynatmamaya yönelik bir anlayış var. Bu sebeple Avrupa’da gerçekten setler çok ciddi önem taşıyor. Çünkü burada defans ön planda ve setlerinizin o defanslara karşı gerçekten iyi iş çıkarması lazım.

Bu sebeple gerçekten setlere önem veriyoruz. FIBA penceresi için verilen arada da daha fazla setlere yoğunlaştık.”

  • BBL’deki deplasmanlara, Türkiye’dekinden, Avrupa’dakinden farklı olarak aynı gün gidiyorsunuz değil mi?

”Doğru. İngiltere’de farklı bir sistem var: Burada ev sahibinin bir gün önceden rakip takıma salon temin etmek zorunluluğu yok. Bu sebeple genelde her takım maç günü yolculuk yapıyor. Evinizde oynamıyorsanız genellikle sabahtan yola gidiyorsunuz, doğrudan salona gidiyorsunuz, maçı oynayıp dönüyorsunuz.

Bugüne kadar Sheffield’a aynı gün gittik. Bristol’a aynı gün gittik. Newcastle’a da aynı gün trenle gittik. Sanırım sadece Manchester’a ve Glasgow’a bir gün önceden gideceğiz.”

  • Sizin oyunculuk döneminizden EuroCup ve Şampiyonlar Ligi deneyiminiz var. Ama London Lions için yeni bir deneyim tabii. Orada sizi şaşırtan, kulübü şaşırtan bir zorluk oldu mu?

”Zorluk değil ama dediğim gibi staff için de koç için de ilk EuroCup deneyimi bu. EuroCup’ta ilk maçı Tel Aviv deplasmanında oynadık, ardından Gran Canaria deplasmanına gittik. İkisi de bu yılki EuroCup’ın en iddialı ekipleri. Evimizdeki Trento maçını kazandık. Bu da bir İngiliz takımın uzun yıllar sonra EuroCup’taki ilk galibiyeti olarak çok değerliydi.

Ama Tel Aviv’e gitmek, o seyircinin önünde oynamak, Gran Canaria gibi inanılmaz bir basketbol kültürü oluşturmuş, çok iyi oyuncular çıkartmış önemli bir kulübe karşı oynamak zorluktan ziyade inanılmaz bir haz veriyor staff’a.

Mesela Hapoel Tel Aviv ile oynadık. Giderken dedim ki ”40 dakika susmayacaklar. Üstleri çıplak, ellerinde davul, çılgın gibi bağıran bir seyirci olacak.” Bu sebeple onlar için de çok keyifli ve çok da güzel bir tecrübe oluyor. Zaten Lions’taki çaba da bir kulüp kimliği, bir kulüp kültürü oluşturmak üzerine kurulu. Böyle bir kültürü oluşturmak niyetindeler. Diğer yandan da daha yolun başında olduğumuzun farkındalar.”

Koça en iyi katkıyı vermeyi amaçlıyorum

  • İdman ve maç dışındaki iş yükünü de konuşalım. Bir asistan koç olarak neler yapıyorsunuz?

”Haftada iki maç oynamak kolay değilmiş gerçekten. Oyunculukta elbette bu kadar iş yoktu. Şimdi bir yandan BBL var, bir yandan EuroCup var. Maçtan önce karşı takımı analiz görevi standart. Bahsetmiştim başantrenör dahil herkesin video görevi var. Maç öncesi bunları yapıyorsunuz. Ardından biten maça dair herkesin ayrı bir görevi var.

Mesela benim maç sonrası görevim şu: Bir hücumda kaç adet pas yapmışız? Maçın tamamını izleyerek, bütün hücumları çıkartıyorum. Örneğin bir maçta 80 top kullanmışız. 80 topta kaç tane pas yapmışız? Her pas sayısına göre kaç tane ikilik, üçlük atmışız, kaç tane top kaybı yapmışız?

Bir görevim de maçta topa yaptığımız baskıları çıkarmak. Bu ikisini hazırlamak ve daha sonra yazıya dökmek üç buçuk dört saatimi alıyor maç sonrası. Bunları en dipten görüp hepsini yaşamak bu yolculuğun bir parçası. Bu sebeple keyif alıyorum bir anlamda.”

  • Tam anlamıyla işe başlamanızdan bu yana aşağı yukarı dört ay geçti. Şu ana kadar asistan koçluktan ne öğrendiniz diye sorsam, ne söylersiniz?

”Oyuncuyken şöyle düşünüyordum: Her oyuncu kendi çerçevesinden, kendi penceresinden olayları değerlendiriyor, oynamadığı zaman ”Niye oynamıyorum da oyundan çıkıyorum! Ben sahada kalmalıydım.” diyor. Ama başantrenörün gerçekten düşünmesi gereken çok parametre varmış. Bunu işin bu tarafına geçtiğiniz zaman daha iyi görebildim.

Koç, kendisiyle beraber 12 oyuncuyu, üç dört yardımcısını, hakemi, karşı takımı, hatta yöneticiyi de hesaba katmak zorunda. Aslında 25 kişinin gözünden değerlendirip sıcağı sıcağına karar alması lazım.

Bu süreçte yardımcı antrenörlerin görevi antrenmanda, maç öncesinde, maç sırasında, maç sonrasında koça yardımcı olmak, onun işini kolaylaştırmak. Bu noktada başantrenör çalışacağı kişilere gerçekten güvenebilmeli ve onlarla iyi bir ilişki içerisinde olmalı.

Bu sebeple yardımcı antrenör olarak elimden gelenin daha fazlasını yaparak koça gerçekten mümkün olan en iyi katkıyı vermeyi amaçlıyorum. Bu dört aylık dönemde ben bunu gördüm.”

  • Son olarak EuroCup için soruyorum. Sezon sonu nerede bitirseniz kendinizi başarılı görürsünüz?

”Tabii ki hedefimiz üst sıralarda bitirmek olacaktır. 10 takımlı grup, ilk sekiz takım turu atlıyor. Benim düşüncem ilk sezonumuzda playoff’a kalmak ilk amacımız. Çünkü bunu yapabilecek bir kadromuz var. İlk etapta kesinlikle tur atlamak. İlk sekiz takımdan biri olmak. Sonrasında grubumuzu beşinci ya da altıncı sırada bitirirsek bence çok ciddi bir başarı olur Lions için.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlgili Haberler