Uzun bir aradan sonra merhabalar. Ne zamandır yazı yazma fırsatı bulamıyordum. Son bir ay zaten çok yoğun bir aydı. Bunun üzerine bir de akademik koşuşturmalar ve yarım kalmış bazı analizler eklenince, nefes alacak zamanım kalmadı. Normalde yoğun zamanlarda haftada 1,diğer zamanlarda ise 2 yazı yazıyoruz ama söylediğim sebepler yüzünden yazıların sayısı ve günleri çok karıştı. En kısa zamanda işleri yoluna koymayı umuyoruz.

Bu arada çok fazla gelişme oldu tabi, sezonun en hareketli dönemindeyiz. Bu yazı da draft sonuçları ile  Euroleague’deki oyuncu hareketliliklerinde biraz bahsedeyim istedim. O zaman acele değil ama çabuk çabuk konulardan bahsetmeye başlayayım.

Anthony Bennett mi dedi O?

Cleveland herkesi ters köşeye yatırmayı başardı. Açık söyleyeyim, eğer biri drafttan hemen önce Bennett #1 olacak deseydi, önce baya güler sonra “Hacı hiç mi takip etmeden yazıyon sen” derdim. Gerçekten bir numaradan seçilmesini beklediğim en son adamlardan biriydi. Cleveland son yıllarda çok güzel draftlar yapıyor onların hatrına belki bi ihtimal diyeyim, ama bana kalırsa ilerleyen yıllarda Kwame Brown’larla Olowakandi’lerle adı anılmaya çok yakın. Hayır Cleveland da o pozisyonda gayet ümit vaadeden biri de var -Tristan Thompson- hiç mantıklı bir çerçeveye oturtamadım bu seçimi ben.

Ama bana 1. olucaksın demiştiniz….

Drafttan önceki son 15 gündeki klasik geyiğim “Herhangi orta ve üstü draft sınıfında Noel ilk 5’e bile giremezdi” idi. Görünen o ki bu sınıfta bile giremezmiş. Hep söyledim hem bütün becerileri atletizme bağlı bir oyuncunun ACL sonrası nasıl döneceği büyük bir soru işareti olduğundan hem de March Madness testinden geçmemesi nedeniyle Noel çok riskli bir 1. sıra tercihi olurdu. Ancak bu kadar düşeceğini ben bile beklemiyordum. Çünkü NBA takımları ne olursa olsun Noel’in çok değerli olduğuna inanmış durumdalardı, ya da biz öyle sanıyormuşuz. Tarafsız bir gözle bakarsak, çok da sürpriz değil bence.

Noel #1 olmazsa ben bir olurum öyle değil mi?

Değil. Mclemore,Oladipo ve hatta son günlerde yaşadığı yükseliş sebebiyle Alex Len bu düşünceyle girdi drafta. Oladipo’nun çok büyük kaybı olmadı beklenildiği gibi 1-3 aralığından seçildi. 1 seçilse bile ben dahil kimse şaşırmazdı. Alex Len’in gücü yetmedi oralarda kalmaya. Mclemore ise benim için gerçekten büyük sürpriz oldu. NCAA’i takip eden çoğu insan tarafından draftın en yüksek potansiyele sahip oyuncusu olarak değerlendiriliyordu ki benim de buna çok büyük bir itirazım yok. Bazı eksiklikleri nedeniyle en kötü 3. hadi oldu olacak 4. sıradan gidebilir diye düşünürken 7. sıra gerçek bir sürpriz oldu bana. Sacramento büyük iş yapmış olabilir ama Sacramento’nun geleceği gerçek bir sürpriz. Bakalım yeni GM’leriyle nasıl bir yapılanma süreci geçirecekler. Merakla beklemekteyim.

Charlotte’ın draft gerilimi…

Bobcats insanları şaşırtan bir seçim yaptı. Onların draft konusundaki laneti bilinmekte o yüzden herkes Zeller‘ın kaderini beklemekte. Cody Zeller’ın mock draft sıralaması 3. dünya ülkelerinin borsa endekslerinden farksızdı sene boyunca. 3-2-1-3-5-7-10 gibisinden bir grafik çizdi ki çeşitli siteleri ve anlık değişimleri de düşünürseniz gerçekten karma karışık bir mock draft serüveni. Sonuç olarak ilk 5 sonrası beklenirken 4. sıradan gitti Indiana’nın yağız delikanlısı. Aslına bakarsanız ben baya hoşlandım bu seçimden. Eğer eksikliklerini giderebilirse gerçekten çok önemli bir uzun olabileceğine inanıyorum. Hele ki 4 numara oyununu geliştirebilirse çok önemli bir parça olmaya aday. Süperstar olacağını hiç sanmıyorum ama dediğim gibi çok önemli bir parça olucaktır. Bakalım Bobcats’ın makus talihi değişecek mi ?

Utah’tan beklenen hamle…

Abartıyor olabilirim, öyle çok büyük bir draft steali olmayabilir hatta birkaç yıl sonra “oha zamanında ne demişim lan ben” de diyebilirim. Ama kağıt üzerinde mükemmel iş yaptılar. Utah aslında genelde iyi seçim yapan bir takım. Düşük sıralardan çok iyi oyuncular bulmayı uzun süredir başarıyorlar. Geçen sene özellikle Mo’nun sakatlığı nedeniyle PG pozisyonunda çok sıkıntı yaşadı Utah ki bu sene Mo’nun kontratı da bitti. Trey Burke yüksek olasılıkla drafttaki en iyi oyun kurucuydu (kabul etmek gerekir ki oyun kurucu havuzu nicelik ve nitelik açısından zayıftı). Daha önce de belirttiğim gibi kolej seviyesinde P&R oyunları oynamak daha zordur. Eğer oradaki etkinliği NBA’e taşır hatta daha da geliştirise Utah çok temiz bir P&R guardı elde etmiş olur. Beni en çok heyecanlandıran seçim bu olabilir.

Her küçük liseden bir NBA yıldızı çıkacak…

80’ler Türkiyesinin seçim sloganı gibi duran bu cümle Portland’ın mottosu olabilir. Geçen sene Weber State’ten ROY çıkarmayı başardılar. Bu sene de yine gözlerden ırak Leigh’ten C.J McCollum‘u seçtiler. Geçen sene ki seçimlerinden dolayı temkinli yaklaşmak gerekiyor. Zaten arkadaşın hiç maçınız izlemedim ama Patriot liginden takımların maçını sanırım bir tek kendi öğrencileri bir de “bir Amiral daha çıkar mı ki” diye düşünen romantikler izliyordur.Ama anlatılanlar göre Lillard’tan çok daha farklı görünmüyor.Gerçekten hiç izlemedim kendisini yorumlarım çok yetersiz kalacaktır. Bakalım ve görelim…

Geriye kalanlar

Çok üzerinde durulabilcek bir draft değildi sonuçta geri kalan ilgimi çeken gelişmeleri birkaç satırda açıklayayım. Bu senenin avrupalılarının ne zaman gideceği ve neler getireceği merak konusu. Özellikle Schroeder ve Adetokunbo hakkında güzel şeyler söyleniyor. Nogueria tam bir kapalı kutu. Karasev ise yıllardır konuşulan bir potansiyel ve sanırım bu sene Cavs’a katılacakmış.

Bu sınıfta en sevdiğim oyuncu olan – yetenek ve potansiyelden öte sene boyunca ortaya koyduğu karakter ve liderliği nedeniyle – Peyton Siva 26. sıradan Detroit’e gitti. Keşke daha az karmaşık bir yere gitseydi diye düşünmüyor değilim ama kariyerini dikkatle takip edeceğim.

Ohio State’in go-to-guy ı Deshaun Thomas Spurs tarafından 28. sıradan seçildi. O sıra için çok iyi bir seçim olduğuna inanıyorum ve bir Spur olarak RC Bufford babaya selam ediyorum.

Birazda oyuncu hareketliliklerinden bahsedelim. Aslında NBA de çok fazla hareket var. Senenin başından beri bu yazı bekliyordum. Çünkü çok fazla hamleye gebe bir yazdı bu yaz ki beklentilerimi fazlasıyla karşılayan şekilde devam ediyor. Hem beklenilen birkaç hamle daha sonuçlandıktan sonra bahsetmek istememden hem de ayrıca uzun uzun konuşmak istediğimden sonraki yazıya bırakıyorum. Bu yazıda Avrupa’daki hareketliliklerden bahsedeyim.

Diamantidis yeşildir ve öyle kalacaktır.

Ne kadar homesick olduğunu bildiğimizden kimse kaptanın başka bir yere gideceğini sanmıyordu. Ancak yine de bunun resmileşmesi beni mutlu etti. Onu farklı bir formayla gördüğüm an katatonik moda geçme ihtimalim çok yüksek çünkü.

Rekabet her yerde devam ediyor.

Pana’nın Dia hamlesine Oly Spanoulis hamlesiyle cevap verdi. Şaka bir yana Spa’nın takımda kalması da ayrı mutlu etti beni. Onu Galatasaray’da izlemek de çok hoş olabilirdi aslında ama CSKA ve Barca ihtimalleri – ki ikisi de Galatasaray ihtimalinden çok daha yüksekti aslında – endişe vericiydi. Hem güç dengeleri çok fazla değişecekti hem de Olympiakos çok zayıflayacaktı. Zaten son iki senenin yılmaz savaşçısı Hines’ı kaybettiler. Bir devin daha yıkılması Euroleague ‘un geleceği için umutsuzluk yaratabilirdi.

Zoc mu ? Yok artık!

Geçen seneden beri “Ronaldinho Fener’de” haberlerine çok benzerlik gösteren Obradovic-Fenerbahçe haberleri gerçek oldu. Öncelikle kişisel görüşümü söyleyeyim, bence sadece Avrupa’nın değil dünyanın en iyi koçlarından biridir. Elindeki kadrodan en iyi verimi almak,maça özel anlayışlar geliştirmek ve maç içerisinde hamle yapmak konusunda çok özel bir yerdedir. Ayrıca Fenerbahçe basketbol takımı için olabilecek en seçimde Zoc. Önce şunu bir netleştirelim Türkiye’de hangi dalda olursa olsun iddialı takımları çalıştırmak diğer ülkelere göre daha zordur. Beklentiler çoğunlukla gerçek dışı şekilde yüksektir ve sabırsızlık milli karakterimizdir. Hele ki kendilerine bulunduğu her dalda zirveye oynama misyonu biçilen Fenerbahçe,Galatasaray,Beşiktaş gibi takımlarda bu iş daha da zorlaşır. Fenerbahçe geçen seneden sonra iyice içinden çıkılmaz bir bilmeceye dönüşmüştü. Geçen sene beklentiler inanılmaz derecede yüksekti ve takım herhangi bir sezonda oluşabilecek beklentilerden bile kötü bitirdi seneyi. Eğer başka bir takım olsaydı yetenekli herhangi bir koç -Trinchieri,Katsikaris gibi mesela- cevap olabilirdi. Ama Fenerbahçe için hem en yüksek verimi alacak koç hem de her kulvarda oluşan beklentileri,baskıyı ve hatta basını idare edecek biri gerekiyordu, doğru cevap Obradoviçti.

Yapma be Boniface!

Geçen sene Barca’nın onu neden bıraktığını bir türlü anlayamıştım ve onu kimseye kaptırmadığı için Galatasaray’ı çok takdir etmiştim. Sene boyunca,özellikle işlerin kızıştığı son zamanlarda N’dong mükemmel işler yaptı. Seneye EL’de mücadele edecek takımın en büyük kozlarından biri olacaktı ama beklenmedik emeklilik kararı basketbolu seven herkesi üzmüştür heralde. Evet yaşına bakınca beklenen bir karardı demek mümkün ama en azından bir sene daha en üst seviyede oynayabileceğine inanıyordum. Çok yazık oldu.

kyle

Gidenin ardından…

Şu an hemen hemen bütün Olympiakos taraftarları Cartman gibi hissediyordur sanırım. Son iki senede Olympiakos’un başarısındaki aslan paylarından biri de Kyle Hines’a aitti. Özellikle bu seneki F4’da efsanevi bir performans gösterdi. Undersize olmasına rağmen karşılaştığı bütün uzunları alt etti. CSKA da doğal olarak peşine düştü. Olympiakos için büyük kayıp CSKA içinse muazzam bir ekleme oldu. Artık herkes onun nasıl bir oyuncu olduğunu net bir şekilde biliyor,kendini fazlasıyla ispat etti, bakalım baskı altında da yükselmeye devam edecek mi Hines.

King is dead,all heil new king!

Olympiacos Kyle’ın yerini doldurmak için hamle yapmakta gecikmedi. Gayet iyi bir sene geçiren ve yarı finalde şampiyon Siena’ya büyük mücadele ortaya koyduktan sonra 4-3 elenen Varese’nin en önemli parçalarından biri olan Bryant Dunston’ı kadroya eklediler. Siena-Varese serisinin 2 maçını izlemiştim ve gerçekten güzel bir ekleme olduğunu söyleyebilirim. Hines’ın yerini doldurabilir mi, buna cevap verecek kadar izleyemedim kendisini ne yazık ki ama azcık bilgimle yorum yapacak olursam hücum da daha fazlasını bile verebilecek gibi sanki. Özellikle orta mesafeden yaptığı başarılı jump-shotlar Oly hücumuna çeşitlilik katacaktır. Savunma kısmında ise çok birşey söyleyemeyeceğim. Bekleyip göreceğiz onu da artık.

Farmarsız bir Efes

İlk geldiği andan beri çok Mahmuti’nin tarzı bir oyuncu olmadığını düşünüyordum. Sene içerisinde çok ritim bulduğu anlar yaşasa da soru işaretleri tam olarak çözemedi. Oktay hocayla sorunlar yaşadığı da söyleniyordu ve sonuç olarak Kaliforniya’ya geri döndü. Ancak şöyle bir sıkıntı var, zaten çok çok sıkıntılı olan Anadolu Efes hücumunda kendi başına skor yaratabilen belki de tek oyuncuydu. Eklemeler olacaktır elbette tabi ama şuan için seneye nasıl hücum edecekleri büyük bir soru işareti.

 Arroyo ile yola devam

Spanoulis koşuşturması sonrasında, Galatasaray Arroyo ile yola devam etme kararı aldı. Yapılabilecek en iyi hamlelerden biriydi – Spa’nın gelmediğini düşünürsek tabi –. Hem Ergin hocanın sistemine çok uygun olması hem de hala elit seviyede oynayabilmesi onu Galatasaray için çok değerli yapıyor. Savunmada ki sıkıntıları açık ki Euroleague bu tür açıkları kolay kolay cezasız bırakmayan bir turnuva. Ancak hem Gordon hem de en iyi şekilde büyük inanç taşıdığım Gökselin’in ekstra eforlarıyla bu açığı kapatabilecek kapasiteye sahip Galatasaray. Hücumda ise çok fazla lafa gerek yok, yapabilecekleri ve yaptıkları ortada.

Yaprak dökümü Volume 2 mi geliyor?

Siena’da kayıplar devam ediyor gibi. Zaten takımın en önemli oyuncularının büyük kısmını kaybetmişlerdi ama yerine koydukları da bu sene terketmek üzere. Bobby Brown’ın bu sene dönmeyeceği söylentileri iyice gerçeklik kazanmaya başladı. Değeri senenin ikinci yarısında iyice ortaya çıkan, Legabasket finallerinin en değerli oyuncusu Daniel Hackett’ın da takımdan ayrılması söz konusu. Her ne kadar beklentilerin çok çok altında kalsa da Benjamin Eze takımdan ayrıldı. Sene başında takımın başına geçen Pianigiani’nin eski yardımcısı Luca Banchi, Milano’ya gitti. Bakalım geçen sene olduğu gibi bu sene de herşeye rağmen mücadeleci bir seviyede kalabileceklermi.

Kızıl Yıldız güç topluyor

Kızıl Yıldız bu sene EL’de mücadele edecek. Transfer sezonuna çok hızlı başladılar Jaka Blazic ve Blake Schilb i kadrosuna kattı. Özellikle Blazic çok beğendiğim bir oyuncuydu geçen sene. Umarım bu sene de yükselişine devam eder.

Sofo geri döndü

Geçen seneki büyük hayal kırıklığından sonra – EL bir yana da tek takımlı İsrail liginde 2. oldular yahu! – Maccabi Sofo’yu yeniden takıma kazandırdı. Pana çok da faydalanamamıştı bana kalırsa ondan o yüzden çok da üzüleceklerini düşünmüyorum. Maccabi’de ise çok sevilen bir karakter bir anlamda evine döndü aslında.

Trinchieri’nin sonunda iyi bir bütçesi olacak

Çok düşük bütçelerle inanılmaz verimli sistemler yaratan ve ortaya çıkarttığı her oyuncuyu anında kaybeden Trinchieri artık Unics Kazan’da. Onu en azından batmayan hatta iyi bütçeye sahip bir takımda görmek heyecan verici olacak. Başarılı olacağından şüphem yok aslında.

Lucic Valencia’yı seçti

Geçen sene en çok dikkatimi çeken oyunculardan biriydi. Ne yazık ki Partizan’ın EL macerası çok kısa süredü ve onu daha ilerleyen seviyelerde izleme fırsatım olmadı. Ama Valencia için çok başarılı bir hamle olduğunu söyleyebilirim. Gelişmekte olan bir oyuncu ve biraz daha üzerine koyabilirse 1-2 sene içerisinde Avrupa’nın en önemli uzunlarından olabilir.

Şu ana kadar en çok dikkatimi çeken hamleler bunlar. Bunlara ek olarak Gigi Datome‘nin seneye Avrupa’da olmayacak olması üzücü. Orhun EneBanvit birlikteliği neden bittiğine çok anlam veremesem de Itoudis hamlesini gayet başarılı buldum. Önümüzdeki günlerde hareketlilik devam edecektir elbette her ne kadar bir süreliğine bu transferler bizi meşgul edecektir. Transfer döneminin tadı da bir ayrı tabi.

[divider][/divider]

Doğuş Özkan

@dgsozkan

@teamtextbook

TrendBasket

TrendBasket, dört yıldır toplamda otuzdan fazla yazar ile Türkiye'nin bağımsız ve yenilikçi basketbol portalı olarak hizmet veriyor.

Website: http://www.trendbasket.net

Bir yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir