Normal sezonun ardından playoff heyecanına doğru… | Köşe yazısı

Basketbol Süper Ligi’nin seyri çok uzun zamandır aynı temel üzerinden şekilleniyor. Yabancı tercihleri, bu yabancılara verilen roller, hangi yöne kanalize edildikleri ve kanalize edildikleri yön doğrultusunda ne kadar istekli hareket ettikleri… Bu bileşenleri yeterli nispette bir araya getirebilen takımlar Darüşşafaka Doğuş, Pınar Karşıyaka, Galatasaray Odeabank, Banvit, Anadolu Efes ve Fenerbahçe’nin arkasından playoff’a katılabilmek için beşli bir blok oluşturuyor ve sezonun son haftalarının heyecanı yüksek oranda bu blok bünyesinde yoğunlaşıyor. Kalan takımlar ise yanlış organizasyonlar, ödeme sıkıntıları, disiplinsizlikler üzerinden tanımlanıyor. Ne yazıktır ki bu takımların ikisi küme düşünce kalan takımlar tarafından yapılan hatalar silsilesi bedelsiz kalıyor. Dolayısıyla bu yalan başarı süsü ileride yapılacak hatalar için önemli ve daha acıklısı haklı bir dayanak oluşturuyor.

Lig genelinde takımların oluşturdukları ekonomik şablonlar birkaç kulüp yöneticisinin vicdanına bakar. Oyuncuların sezon içinde karşılaşacakları da bu yöneticilerin sezon öncesi insafı neticesinde şekillenir. İkinci yarının ortalarına geldiğimizde ise takımların kirli çamaşırları ortaya çıkmaya başlar. Temel felsefeyi belirlemek gerekir ve o da şudur; kulüpler kendi kendilerine yetmeleri gereken birer şirkettir ve şirketlerin yönetimi sadece o şirketin yöneticilerine ait olamaz. Bir üst denetleyici muhakkak görevli olmalıdır. Öte yandan bu denetleyicinin işlevi hataları cezalandırmakla birlikte hataya giden sürecin önüne baraj örebilmektir. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Basketbol Federasyonu’nun, oyunculara borçlu olan takımlara transfer yasağı getirecek olması -uygulanması takdirinde- şüphesiz önemlidir. 2014-15 Galatasaray skandalının çok sonrasında bu tedbirin alınması ciddi bir gecikmeye işaret etse de alınan doğru kararın önemini azaltmaz ancak bu önlem üst denetleme mekanizmasının görev sahasının yalnızca bir kısmını oluşturur. Asıl önemli olan Doron Perkins, Tony Crocker/Akın Çorap Yeşilgiresun Belediye, Clay Tucker/Torku Konyaspor vb… tarzı çarpık ilişkilere önleyici tedbirler almak, alabilmektir.. Zira Basketbol Süper Ligi’nde kendini yönetmekten aciz hale gelen birkaç kulübü görmek uzun süredir devam eden bir gelenek halini almış durumda. İşin acısı takımların ligde bulundukları konumu belirleme noktasında hayli belirleyici bir rol oynuyor bu durum. Başarıyı belirleyen kriter takımların teknik modellemelerinden ziyade ekonomik dengeleri olmaya başladı. Türk Telekom, bunun çarpıcı bir istisnasını oluştursa da kaide değişmiyor. Ekonomi ile teknik planlama faktörleri arasındaki başarı katkı oranı ekonomi lehine ağır basmaya başladığı anda, daha doğru bir ifadeyle ekonominin doğru yönetilmesi lüks halini almaya başladığında değerini ve pazarlama gücünü kaybeden Basketbol Süper Ligi oluyor.

Başarı noktasında diğer önemli faktör ise takımların kadro planlamaları. Pek çok takım her sezona 6 farklı yabancıyla başlayıp, sezon içerisinde yüksek olasılıkla bu sayıya 4 ekliyor. Yarış büyük oranda müzmin playoff altılısının arkasından gelen iki takım olmak üzerine kurulu. Dolayısıyla çok küçük, bir o kadar da kolay değişkenler belirliyor takımların bu başarıyı yakalayıp yakalayamayacağını.

Ligimizde kadro planlamaları ekseriyetle çok sayıda gösterişli Amerikalı ve yanlarına gelen bir Avrupalı üzerinden şekilleniyor. Sorun şu ki Basketbol Süper Ligi’nde Amerikalı oyuncuya bakışın “gösteriş” eksenine dayanıyor olması alınacak verim veya sezonluk planla oyuncu arasındaki uyum gibi faktörlerin ikinci plana itilmesine neden oluyor. Bunun sıkıntılı sonucu ise bu gösterişli Amerikalıların istatistik hanelerini de gösterişli rakamlarla doldurmalarına karşın sezon sonunda takımdan gönderilmeleri hatta sezon içinde serbest bırakılmaları oluyor. Takımların yollarını ayırdığı Amerikalılar hakkında mazeretleri -şaşırtıcı değildir ki- genellikle disiplin sorunları oluyor. Bu disiplin sorunlarının altında yatan gerekçe ise oyuncuların kulüplerine yaptığı zamanında maaş ödeme talepleri oluyor sıklıkla.

Diğer taraftan performans memnuniyetsizlikleri de bu yol ayrımında ciddi bir etken. Banvitspor’un Courtney Fortson’ı gönderme sebebinde olduğu gibi. İşin ilginci takımların resmi sitelerinden yaptığı açıklama dışında bu oyuncuların performanslarından memnun olmadıklarına dair herhangi bir emare görmüyor olmamız. Öyle ki Fortson, BSL normal sezonunda maç başına 34.8 dakika oynarken Eurocup’ta ise maç başına 34.7 dakika oynamıştı. Bu, performansından memnun olunmayan bir oyuncu için hayli yüksek rakamlar.

Madalyonu çevirip takımları başarıya götüren sebeplere dikkatli bakmak gerekir. Bu noktada playoff başarısı yakalayan son iki takımın sıklıkla doğru bir saha içi modellemesine ulaştığı görülecektir. Royal Halı Gaziantep ve Muratbey Uşak Sportif saha içi planlamalarında önemli farklılıklar gösteren iki takım. Ancak temel bir oyun stratejisi etrafında bütünleşmeyi başaran doğru bir yapı kurduklarına şüphe yok.


Ozan Bulkaz’ın oyun planında, oyunculara birbirinden tamamen bağımsız roller verildiğini görmek mümkün değil. Hemen her rolün birbiriyle bağlantısı bulunuyor ve bu, saha içinde yapılanın bir bütün halinde görünmesini, etkisinin de bu şekilde olmasını sağlıyor.

Uşak-Gaziantep
bsl.org.tr

Amaç boğucu bir savunmanın tetiklediği bir hücumun yıkıcılığından faydalanmak. Bu doğrultuda takıma monte edilen biri (Khem Birch) çok üst düzey olmak üzere iki önemli çember savunucusu mevcut. Ancak bu avantaja sahip Anadolu takımlarının çok büyük çoğunluğunun yaptığı hatayı yaparak ön alanda yumuşak iki savunmacının rakip kısalarını karşılamasına izin vermedi Ozan Bulkaz. Giordan Watson ve D’Angelo Harrison’ı sürekli tam konsantre ön alan presine yoğunlaştırmak, onlardan Doğuş Balbay baskısı beklemek elbette mümkün değil ancak bu ikili, baskıyı yeterli seviyenin altına çoğu zaman indirmeyip rakip hücumlar için Khem Birch veya Evaldas Kairys’in sorumluluk alanına rahat giriş imkanı oluşmasına izin vermiyor. Öte yandan Muratbey Uşak Sportif’in oynadığı basketbolda yakalanan seriler ve bu serilerin yarattığı ivmenin büyük önem taşıyor olması, iç saha maçlarında tribün desteğinin takım üzerindeki itici etkisi oyunun akışı içerisinde ön alan ikilisinden yüksek savunma direnci alabilmesini sağlıyor Muratbey Uşak Sportif’in. Kaliteli ön alan ve arka alan oyuncularının yanına çok yönlü Paul Harris ve oyunun içinde kalmayı başarabilen ve top kullanmamayı kendine mutlak sorun etmeyen Andre Harris’in eklenmesi toplam oyuncu değerinin üzerinde verim veren bir takım olması için önemli bir avantaj getiriyor Muratbey Uşak Sportif’e. Bu noktada oyuncu seçiminde gösterişten ziyade sezonluk oyun planını ve işlevselliği merkeze alan Ozan Bulkaz’ın rolü büyük önem taşıyor. Hiç şüphe yok ki an itibariyle ligin en hızlı yükselen yerli başantrenörü konumunda. Öyle ki 2014 yazında başanrenörlük görevinden ayrılmasının ardından Muratbey Uşak Sportif sadece 3 maç dayanabilmişti onun yokluğuna ve yeniden başantrenörlüğe getirmişti.

Trendbasket tarafından 2015-16 BSL Sezonu’nda “Yılın Koçu” seçilen Ozan Bulkaz’ın oyuncu seçiminde, kafasındaki oyun planını temel alarak ligdeki pek çok takımdan farklı bir yol izlemesi, doğru bir eleme süzgecinden geçtiği belli olan bir kadro planlamasının sonucu muhakkak ki başarı oluyor.

Royal Halı Gaziantep tarafında ise Trendbasket’te yayımlanan “Onları üç sayı çizgisinin gerisinde durdurmak çok zor!” başlıklı Murat Akcan’ın derlemesindeki şu rakam çok şey anlatıyor:

“Royal Halı Gaziantep, maç başına denediği 31.6 üçlükle ligin en çok üç sayılık atış deneyen ekibi. Bu denemelerinde 30 maçta ortalama %36.6’lık bir başarı sağlayan Gaziantep, kazandığı maçlarda ise bu oranı %40.7’ye çekmiş durumda.” Bu rakamlar takıma sezonun seyri sırasında biçilen bir kimlikten çok daha fazlasına işaret ediyor. Önceden belirlenmiş bir plan, bu doğrultuda kadro yapılanması, koç değişikliğine rağmen devam eden süreklilik. Ancak Royal Halı Gaziantep için Muratbey Uşak Sportif kadar olumlu bir kadro planlamasından bahsetmek kolay değil. Kadronun belirli bir amaç doğrultusunda oluşturulmuş olması mutlaka önemli ancak çember savunması gibi kritik bir görevi sadece bir oyuncuya yüklemek ve o oyuncunun da Anthony King olması çok büyük bir planlama hatası. Bu sıkıntıyı aşmak adına belirli çareler aransa veya bir diğer soru işareti olan ribaund konusunda kısa, uzun paylaşımı etkileyici olsa da yapılan çok sayıda doğrunun yanında teknik olarak çözümü mümkün olmayan bir yanlışa işaret ediyor bu durum.

BSL

Gelelim ligin doğal playoff altılısına:

Galatasaray Odeabank: Sezonun ikinci yarısında iki ana çember savunucusundan birisini kaybetti Galatasaray Odeabank. Bunun defolarını dahi gizleyebilmiş olmak çok büyük başarı. Ergin Ataman’ın pragmatik çözüm üretme yeteneklerine hemen her sezon ihtiyaç duyuyor Galatasaray. Sakatlıklar, Hawkins’in keyif verici madde kullanması sonucu aldığı ceza vb… sıkıntılarla geçen 2013-14 sezonunda da, mali skandalların yaşandığı 2014-15 sezonunda da Eurocup’ın kazanıldığı 2015-16 sezonunda da durum böyle. Ancak normal sezonu 3. sırada bitirmek final yolunda Fenerbahçe eşleşmesini beraberinde getiriyor ve eldeki malzemeyle finalin kapısını açabilmek neredeyse imkansız bir hal alıyor. Zira Galatasaray Odeabank’ın boyalı alanda yaşadığı sorun Fenerbahçe’nin en güçlü olduğu noktaya işaret ediyor. Fenerbahçe’nin boyalı alandaki üstünlüğü ise sadece sıradan bir boyalı alan üstünlüğünden çok oyun toplamını yükselten, geniş bir etki yelpazesine sahip.

Öte yandan Galatasaray Odeabank’ın eldeki her malzemeyi hücumu çeşitlendirmek adına kullandığının altını çizmek gerekir. Üst düzey bir kısa rotasyonu var Galatasaray Odeabank’ın. Ama asıl önemli olan bu rotasyonda Göksenin Köksal dışında her parçanın hücum merkezi halini alabilmesi. Her hücum merkezi, beraberinde çeşitli hücum şablonları getirir ve hücumun kalitesi hücum merkezi sayısının artışıyla aynı oranda artmaz. Fazladan elde edilen her hücum merkezi, getirdiği şablonların etkisiyle niceliğine oranla çok daha yükselen bir verimliliği getirir. Kısalardan oluşan hücum merkezlerinin yanına Chuck Davis’in eklenmiş olması, hücumun çembere yakın alan üzerinden de şekillenebilmesini sağladı. Bu da hücumun etkinlik kazandığı yeni bir oyun alanı oluşturdu. Asıl önemli olan nokta ise rakip savunmalar için çok daha farklı ezberler edinilmesini zorunlu kıldı.

Banvit: Basketbol Süper Ligi’nin en önemli 3-4 organizasyonundan biri Banvit. 12 sezondur bir numaralı platformdalar. Fakat sezon öncesi yaptıkları kadro planlamasını, dolayısıyla oynadıkları oyunu bu tecrübeyle bağdaştırabilmek mümkün değil. Sadece ve sadece tek oyun merkezi…. Bu oyun merkezi ise güvenilirlikten her seviyede, her rakibe karşı çok uzak olan Courtney Fortson. Türkiye Kupası’nda olası bir finale engel olması bir tarafa, böyle bir oyuncu üzerinden koskoca bir sezonu şekillendirmek 12 yıllık bir tecrübenin geldiği son nokta olmamalı. Bu karar hiç şüphesiz Selçuk Ernak ve ekibinin önemli bir kariyer lekesi olacaktır. Sonu baştan belli ve başarısızlık olan bir adımdı bu. Fortson’un gönderilmiş olması oldukça doğal. Ancak bütün bir sezonu tek hücum merkezi ve tek oyun şablonu üzerinden planlamış olmak o oyun merkezi gittiği anda arkasında kara bir delik bırakıyor. Banvit’in yaşadığı sıkıntı da budur an itibariyle.

Eldeki personelden çözüm üretmek kolay değil ancak sezon öncesinde yerleştirilen en azından ikinci bir oyun planının mevcudiyeti çok şeyi değiştirebilirdi Banvit için. Bu ikinci oyun planı da kadrodaki oyuncu profillerine bakılınca Tolga Geçim’e çeviriyor gözleri. Zira oyuna boyut katabilecek, çeşitlendirebilecek başka bir oyuncu profiline sahip değil Banvit. Ama Selçuk Ernak’ın bu doğrultuda herhangi bir şablon hazırlamadığı da açık. Yaklaşık 2.05 metre boyunda, sahaya yukarıdan bir bakış ve yeterli seviyede top hakimiyetine sahip bir oyuncu elde bulunduruluyorsa bu oyuncu kenarda boş şut beklesin diye oyunda tutulmamalı. Selçuk Ernak’ın Tolga’ya verdiği görev yüksek oranda bu. Keith Simmons’la büyük benzerlikler taşıyor ancak bu durum Banvit hücumuna herhangi bir çeşitlilik getirmediği gibi düşük bir şut tehdidi ve rakip savunmalar için riske edilebilecek bir yardım merkez noktası oluşturuyor.

Pınar Karşıyaka: Sezonun en önemli hayal kırıklıklarından hiç şüphesiz. Joe Ragland’ın saha içinde vuku bulan disiplinsiz davranışı ve devamında serbest kalması,  yerine transfer edilen Lazeric Jones’ın sakatlığı, Josh Carter’ın Pınar Karşıyaka seviyesini hiç kaldıramaması, tüm bunların yanına tatmin edici bir sebep olmadan ikinci bir oyun kurma ve potaya gitme tehdidi yaratan Justin Carter’ın gönderilişi, Juan Palacios’un sakatlığı vs… An itibariyle oldukça tatsız, teknik olarak da defolarla dolu bir takım Pınar Karşıyaka.

Playoff’a girerken saha içindeki mevcut tabloyu kısaca şöyle özetleyebiliriz. Orta yuvarlak ile üç sayı çizgisi arasında bir oyun kurucu -genellikle Kenan Sipahi- ve üç sayı çizgisi ekseninde topsuz koşu yapan kısalar. Bu koşuların devamında üç sayı denemeleri veya Colton Iverson, Kerem Gönlüm tarafından oynanan sırtı dönük oyunlar. Sorun ise şu: Kenny Gabriel şu anda Pınar Karşıyaka’nın en net şutörü ve bu, herhangi bir takım için tatmin edici bir durum değil. Öte yandan topu potaya yaklaştıramama sorunu rakip savunmaların şeklini bozabilmek için şartları hayli elverişsiz hale getiriyor, boş üç sayı pozisyonları hazırlamak da zorlaşıyor. Bu oyuna sınırlı da olsa etkinlik kazandırabilmenin tek yolu Can Altıntığ’ın topla potaya yaptığı gidişler ve Ufuk Sarıca’nın sıklıkla tercih ettiği yol da bu oluyor. Ancak Pınar Karşıyaka hücumunun tüm verimliliğinin Can’ın iyi bir gününde olmasına bağlı kılmak normal sezonda potansiyel tehlikeyi yeterli düzeyde göstermese de çok ama çok ciddi bir sorun. Zira çabukluk, atletizm ve fizikî yeterlilik anlamında Can’ın ciddi sorunları var. Playoff yoğunluğunda istediği koridorları bulabilmesi çok daha zor olacak. Diğer taraftan elle tutulur tek oyun kurucu olarak kalan Kenan Sipahi’nin hâlâ, olması gerekenden çok ciddi teknik defoları mevcut. Her şeyden önce -bir oyun kurucu için şaşırtıcıdır- top elindeyken çok dar bir konfor alanına sahip. Üç sayı çizgisine yaklaştığı zamanlarda gerek top gerekse oyun hakimiyetini kaybediyor. Bu da ilk perdenin geldiği bölgeyi olması gerekenden çok uzak bir noktaya taşıyor. Nihayetinde hem potaya topsuz koşu yapma hem de topla potaya gidebilme konusunda ciddi sorunlar yaşayan bir takım halini alıyor Pınar Karşıyaka ve topun potadan uzak kalmaya mahkum olduğu bir oyun çıkıyor ortaya. Eldeki personel playoff’a girerken Ufuk Sarıca’nın elini kolunu bağlıyor şu anda.

Darüşşafaka Doğuş: Sıradanlıkla iyinin arasında ince bir çizgisi var Darüşşafaka Doğuş için. Bu da onları playoff’un en gizemli takımı haline getiriyor. Oktay Mahmuti’nin sezon içinde aldığı kararların etkileri gayet olumlu oldu ancak başarılı bir playoff takımı olmak için net bir kimlik oturtabilmek gerek. Darüşşafaka Doğuş farklı oyun profillerini bünyesinde barındıran personellere sahip ve bu onlara çeşitli felsefeleri uygulayabilme imkanını tanıyor. Ancak tercih yapma noktasında da ciddi zorluklar çıkartabiliyor Oktay Mahmuti için.

Bu geçişleri belirli oyuncular üzerinden tanımlayabilmek mümkün. Mehmet Yağmur, Scottie Wilbekin, Marcus Slaughter, Furkan Aldemir dörtlüsü savunma temelli hızlı hücumları temsil ediyor sıklıkla. Jamon Gordon kenardayken Mehmet, Wilbekin ve Emir kolay ve süratli sayıya gidiş yollarında karar verici oluyor. Topa yön veren oyuncu sayısındaki fazlalık karşısında Slaughter ve Furkan gibi topu elinde aramayan oyuncuların varlığı hızlı karar verilip uygulamaya dökülebilen ikili oyunların oynanması ve bu ikili oyunlar üzerinden yüksek ritimli top dolaşımı için elverişli bir ortam sağlıyor. Böylelikle avunmaya mümkün olduğunca kısa süreli hazırlık imkanı tanınıyor. Bu oyunun Darüşşafaka Doğuş için en verimli yol olduğunu söylemek mümkün. Zira Preldzic, Gordon, Ender ve kısmen Mehmet, Wilbekin gibi çok sayıda karar mekanizmalarına sahip bir takımı verimli hale getirebilmenin yolu karar verme işini kısa sürede halletmekten geçiyor.

Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise Semih Erden’in hücum pastasındaki payının arttığını görmek mümkün. Bu düzen olumlu ve olumsuz tarafları en uç noktada yaşatabiliyor Darüşşafaka Doğuş’a. Çok dominant bir uzun Semih Erden. Topu elinde görmek de mutlu ediyor onu. Ancak ne Semih elit bir bitirici ne de Darüşşafaka Doğuş hücumda oluşturulan bir ağırlık merkezi üzerinden topsuz koşular yapmaya hazır oyunculardan kurulu. Dolayısıyla Semih’in 5 hücum üst üste skor bulabildiği, boyalı alanı hükumranlığı altına aldığı bölümler izleyebildiğimiz gibi ritmini kaybetmiş bir takım da görebiliyoruz. Öte yandan boyalı alanda tehditkar bir dominasyonun varlığı rakip savunmaların ağırlık merkezini boyalı alan ekseninde kaydırıp dışarıda ciddi boşlukların oluşmasını sağlıyor. Ancak Darüşşafaka Doğuş’un kadro profili bu boşlukları değerlendirmek üzere kurgulanmış değil. Oktay Mahmuti’nin içinde bulunduğu durum çeşitli paradoksları bünyesinde barındırıyor.

Fenerbahçe: Çok görkemli bir sezon geçiriyor ve kudretli bir oyun oynuyor Fenerbahçe. Geldikleri seviye onları hiç şüphesiz şampiyonluk favorisi yapıyor. Zeljko Obradovic’in kurguladığı oyun planına dair çeşitli yazılar yazdım ve bu plan tüm etkisiyle geçerliliğini koruyor.

Bu sağlam oyun planının getirdiği en önemli sonuç 20 sayı farkla biten bir Euroleague finali ilk yarısının ardından yapılan geri dönüş oldu. Oyun planındaki sağlamlığın, bir takımı fark ve ivme ne olursa olsun oyunun içinde tutabiliyor hale gelmesinin bir sezon içerisinde gerçekleşmiş olması olağanın çok dışında bir durum. Fenerbahçe’nin bunu yarım sezonda başarmış olması çok büyük bir başarı ancak bir o kadar da şaşırtıcı.

Anadolu Efes: Sadece Basketbol Süper Ligi’nin değil, Euroleague’in de en büyük hayal kırıklığı Anadolu Efes. Tek sorun yanlış bir plan üzerinden sezonun şekillenmiş olması değil, takımdaki her bir oyuncunun yapabildikleri çoğu şeyi TOP 16’nın ortalarına gelinmesiyle birlikte yapamamaya başlamış olması. Bu konu üzerinde defalarca yazdım. Detaylandırmaya çok gerek yok. Şöyle üzerinden geçilebilir: Anadolu Efes’in Euroleague’de playoff oynama olasılığı TOP 16’nın 12. haftasında oynanan Fenerbahçe maçının ardından resmen sona erdi. Dusan Ivkoviç’in görevine ise 24 Nisan 2016 tarihinde Fenerbahçe ile oynanan lig maçında son verildi. Sürecin şu aşamada önemli değil. Önemli olan nokta zamanlamadaki hata.

Anadolu Efes, potansiyelini henüz kimsenin bilmediği bir oyuncu havuzuna sahip. Bu havuz doğru planlama ile Euroleague tarihinin en görkemli takımını temsil ediyor da olabilirdi ancak Ivkoviç’in Anadolu Efes başantrenörü olarak çıktığı her maç ilk turun ikinci yarısıyla birlikte oyuncular üzerindeki psikolojik ve teknik tahribatı arttırdı. Şüphe yok ki bu sürecin sonunda Ivkovic, Ahmet Çakı’ya harabe bıraktı. Ancak Anadolu Efes yönetiminin Ivkoviç’le yolları ayırma kararını 2016 Şubat’ına kadar almış olması Euroleague’in gidişatını değişebilirdi. Öngörülü yöneticilik de bunu gerektirir zaten.

Bu bağlamda Ahmet Çakı’nın performansını daha dikkatli analiz etmek ve öncelikle takımın üzerindeki pası atmakla meşgul olduğunu unutmamak gerekir. Çakı’nın yerleştirmek istediği oyun felsefesi, akıcılığı oyunun merkezine alması, özellikle Heurtel’i zoraki karar mekanizması olmaktan çıkarıp oyun akışı içerisinde bir pas istasyonu haline getirmesi çok önemli ve olumlu değişiklikler. Daha da ileri gidecek olursak Ahmet Çakı’ya bir yıl daha görev vermek için oldukça yeterli sebepler. Ancak playoff boyunca Jason Granger gibi ciddi bir sorunu da olacak Anadolu Efes’in. Çakı’nın doğru oyun felsefesinin karşısında duran en önemli engel an itibariyle Granger. Geldiğimiz noktada oyununu sadece birebirler üzerinden tanımlıyor. Anadolu Efes’in mevcut oyun planında birebirler oyunun akışı içerisinde çok önemli bir değerdir ancak bu birebirleri oyunun akışının üzerinde tutan bir oyuncunun varlığı playoff seviyesinde tahmin edilenin çok üstünde bir etki yaratır ve bu etki olumlu olmaz. Çakı’nın önündeki en önemli mesele budur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlgili Haberler