Sürekli umutsuz halde bulunan organizasyonlar için kökten değişimler yapmak, bazı nedenlerden dolayı insanı çıldırtabilir. Bunu biliyorsunuz.  Ama en kötüsü nedir biliyor musunuz?  Playoff’lar, diğer takımlara üstünlük kurmak için oyuncuları dikkatle izlemeniz gereken dönem.  Aslında bu da değil. Gerçekten çıldırtan ise Kawhi Leonard gibi birinin takımı Spurs için hakimiyeti ele alması ve eğer siz izin vermeseydiniz bunların olmayacağını fark etmek.

Bu insanın içini en acıtan gerçek.

Bir Wizards taraftarı olarak, geçmiş tecrübelerimden yola çıkarak konuşuyorum. Bir aydır NBA playoff’larını konuşurken bundan bahsetmemiz gerektiğini düşünüyorum. 2010 draftında Wizards, Jan Wesely’yi seçmek için Kawhi Leonard’ı es geçmişti. O zamanda çılgınca gelen bu fikir yıllar geçtikçe daha da kötüye gidiyor. Dürüst olmak gerekirse, beni asıl sinirlendiren Leonard’ın Spurs forması altında yaptığı patlama ve bir yıldıza dönüşümü değil. Eğer Leonard yerine Spurs’e giden Vesely olsaydı, o da yıllar geçtikçe önemli bir silah haline gelecekti, ve Leonard Wizards’a gelseydi  süper atletik, sınırlı yeteneğe sahip NBA’de arasanız 50 tane bulabileceğiniz sıradan bir oyuncuya dönüşecekti.

Jeff Van Gundy’nin dediğine göre, Perşembe gecesi Leonard, Spurs’ün Golden State’i elemesine katkıda bulundu. “Kim olduğunu biliyor, ve ona göre rolünü oynuyor.”  Kötü bir takımda Leonard’ın kendini bulması, ne yapması gerektiğini öğrenmesi mümkün değildi ve he ay rolü değişecekti. Çünkü kötü takımlar böyle yönetilir.

Ve evet, Kawhi’yı burada bir örnek olarak kullanıyoruz çünkü, bu bize onun draft gecesi giydiği takımı hatırlamamıza yol açıyor.  Gelelim 2011 draftına… Klay Thompson  iki sıra önce Bobcats tarafından seçilseydi şimdiki Klay Thompson olur muydu?  Gerald Henderson ve DJ Augustin’in arasında kim bilir ne hale gelecekti?

Peki  ya Serge Ibaka umduğu gibi ilk beşten seçilseydi bir yıldız olabilir miydi? Daha açık bir örneği inceleyelim: Paul George şu an önemli bir NBA yıldızı olacak gibi görünüyor. Clippers eğer ilerde Al-Farouq Aminu’ya dönüşecek draft hakkını korusaydı ve George’u alsaydı  neler olurdu? Paul George’un şimdikine benzer bir gelişimi göstermesinin imkanı yoktu. Belki de Aminu gibi Hornets’e takas edilecekti, peki son iki senedir 30 galibiyette takılan Hornets’te Paul George ne yapardı?

Mantığımı anladınız. Burada hipotezler üzerinden gidiyoruz. Ancak playoff sezonunda Paul George, Kawhi Leonard, Mike Conley, Jimmy Butler, Roy Hibbert ve Klay Thompson gibi oyuncular geleceğin yıldızı gibi göründüklerinde bu oyuncuların maç başına 40 dakika  kötü takım arkadaşlarıyla oynasalardı ne olurdu diye düşünmek çok da mantıksız değil. Bence burada tartıştığımız NBA’de doğal  star oyuncu sayısının, Kawhi yada Conley gibi yıldıza dönüşen oyuncudan fazla olması.

Eğer bu konuya sosyo-ekonomik açıdan yaklaşmak isterseniz bunu toplum düzeninin nasıl işlediğiyle karşılaştırabilirsiniz: Pek çok insan muazam başarılar için gerekli yeteneklere sahip, ancak sadece bazı zengin çocuklar bu yeteneklerini kullanabilecekleri imkanları bulabiliyorlar. Daha düşük gelir seviyesinden gelen çocuklar ise hata yapmak için daha az şansa sahip. Yani yöneten sınıf bu ayrıcalıkları korumak için kurulan düzeni bozmamaya çalışıyor.

Her neyse, asıl nokta bu değil. Burada gerçek hayattan bahsetmiyoruz. Spor için ciğerimizi parçalıyoruz  ve vasat NBA takımları için geçerli olan birkaç kural var.

  1. Kendini belli edecek kadar yıldız kumaşı olan oyuncuları bir kenara bırakırsak, yıldız potansiyeli olan oyuncular iyi koçlara ihtiyaç duyarlar

  2. İyi koçlar seçimlerini iyi oyunculara sahip takımlardan yana kullanırlar. Stan Van Gundy bu yaz Sixers’ın teklifini reddetmişti.

  3. İyi yönetim ve iyi oyuncuları seçmek sizi bir önceki iki maddeyi uygulamanın gerekliliğinden daha ileri götürmez.

  4. İyi yönetim çok sık rastlanan bir şey değildir. Kötü oyuncular ve koçlara sahip olan takım sahipleri genelde ilk iş olarak genel menajeri kovma eğilimindedirler.

‘Bu Kawhi Leonard Spurs’e nasıl düştü’ sorusunu arkadaşlarınızdan duymaya hazır olmanız gerek.

Gelecek hafta NBA Draft lotaryası var ve bu lotaryada hep aynı takımları görmemizin bir nedeni var. NBA ‘oyuncuların ligi’ olarak şöhret yapmış bir lig. NFL gibi yönetim diktası altında değil, ancak NBA’de çok başarılı olmuş takımlara bakarsanız, bunun oyunculardan daha fazlasıyla ilgili olduğunu görürsünüz.  Playoff’lara bakın mesela,  NBA’in önemli marketleri arasında olmayan Indianapolis, Memphis ve San Antonio gibi yerleri konferans finallerinde görüyoruz.  Küçük marketler de rekabetçi olabilir çünkü onlar Lakers, Knicks ya da Nets gibi para harcamıyorlar. İyi koçluk ve akıllı yönetim onlara ligin geri kalanına karşı önemli bir avantaj sunuyor.

Peki berbat bir takım bu düzeye nasıl gelebilir? Bunun önemli bir kısmı şansla ilgili. Lotaryayı kazan ve yeni süperstarı düşür (Derrick Rose ve Chicago bunun yanında Thibs). Bir şekilde muhteşem bir koçla çalış (Frank Vogel ve Indiana, 17 yıl önce Gregg Popovich ve Spurs) ki o koç takımını inşa etsin. Ya da risk al ve büyük oyna, bir adet bipolar yıldız ile geleceğin yıldızını bir araya getir (Zach Randolph ve Marc  Gasol, Memphis).Başka?  Spurs ve Pacers gibi takımlar potansiyeli olan oyuncuları birer yıldıza çevirmeye devam edecekler, Wizards, Suns, Bobcats ve Raptors gibi takımlar ise kimsenin gitmediği lotarya adasında altın aramaya devam edecekler. Bu sürede de bu takımların taraftarları Kawhi Leonard’ı izleyip çılgına dönecekler.

Yazan: Andrew Sharp

Çeviren: Alper Tortop

TrendBasket

TrendBasket, dört yıldır toplamda otuzdan fazla yazar ile Türkiye'nin bağımsız ve yenilikçi basketbol portalı olarak hizmet veriyor.

Website: http://www.trendbasket.net

Bir yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir