Ingram’dan duygu dolu veda yazısı; Duke, Koç K, yaşam ve daha fazlası!

Bugün NBA Draft’ına katılacağımı açıklıyorum.

Duke’de geçirdiğim bu bir seneyi ve bugün bu noktada olmama neden olan her şeyi düşünüyorum.

Aklıma ilk gelen şey Koç K’nin beni telefonla aradığı gün. O günü unutamazsın. Kinston, Kuzey Karolina’ya geliyordu.

Benim evime. Lisedeki üçüncü yılımdı.

Ve evime gelen sadece Koç K değildi – tüm Duke teknik ekibi gelmişti mavi takım elbiseleriyle. Misafir odamdaki masanın etrafına yığılmıştı hepsi. Jeff Capel, Nate James, Jon Scheyer. Televizyonda maçlarını izlerken kenarda gördüğüm adamlar.

Koç K masada benim tam karşımda oturuyordu. Ne kadar sakin olduğunu hatırlıyorum. O anda o asaletine bayılmıştım.

Basketboldan konuşmaya başladık.

Beni diğer tüm mezun olacak oyunculardan daha çok izlediğini söyledi bana. Bir de fiziksel gelişimim hakkında endişelenmemem gerektiğini.

“Senin şu anda odaklanman gereken şey bir ileriki seviyeye nasıl ayak uyduracağın. En zor kısmı mental olacak.”

Ama sonra konuşma biraz saptı.

Bir sonraki söylediği şey beni çok şaşırttı. Sanırım bu ekibini de şaşırttı. Biliyorum ki annemi ve babamı da şaşırtmıştı.

ANAHEIM, CA - MARCH 24: Head coach Mike Krzyzewski of the Duke Blue Devils talks with Brandon Ingram #14 in the first half against the Oregon Ducks in the 2016 NCAA Men's Basketball Tournament West Regional at the Honda Center on March 24, 2016 in Anaheim, California. (Photo by Sean M. Haffey/Getty Images)

Koç K telefonunu çıkardı. Bir iPhone 6. Neden bilmiyorum ama, bırakın İphone 6’yı, Koç K’nin bir telefonu olduğunu hiç aklımdan geçirmemiştim. Neyse, şöyle dedi:

“İyi bir İnstagram hesabın var.”

Ha? Bunun bir tür şaka olduğunu düşünüyordum. Ya da acaba paylaşmamam gereken bir gönderi mi vardı?

Bir fotoğraf için yazdığım yorumu göstererek “Bana bunun senin için ne anlama geldiğini söyle,” dedi.

“Aç ve alçakgönüllü kal” yazıyordu.

Ona 10 dakika boyunca ne anlama geldiğini anlattım.

Şimdi, NBA draft’ına katılacağımı açıkladığım bugün, bunu size anlatacağım.

***

Küçüklüğümde herkes bana sessiz çocuk derdi. Bu kelime hiç peşimi bırakmadı.

Bu konuşmayı sevmediğimden dolayı değildi – arkadaşlarım buna kesinlikle karşı çıkarlardı – ama ben sahada pek fazla konuşmam. Ağabeyim ve onun arkadaşlarıyla bizim mahallemizdeki spor salonunda çok takılırdım. Aralarındaki en küçük olup senden bir kaç sınıf büyükler ile oynayınca, konuşmadan önce dinlemeyi öğrenirsin. En sesli konuşan senin oyunun olmalı.

Çocukken bir başka peşimi bırakmayan kelime ise sıska idi.

Başka çocukların ya top kontrollerine ya da şutlarına yorum yapılırdı. Ya da belki, kötü bir saç kestirdiyseler bununla ilgili bir kaç hafta konuşulurdu.

Peki ben? Hep bedenimle ilgili konuşulurdu.

Geriye dönüp baktığımda, bu aslında komik. Kıyafetlerim bile hiçbir zaman tam uymamıştı. 7. sınıftayken, ağabeyim bir Duke maçına gitmiş ve bana hediye getirmişti: siyah-mavi bir Duke deplasman forması.

2 numara. Nolan Smith.

Durham’dan iki saatlik uzaklıkta büyüdüm. Eğer Kuzey Karolina’da benim bölgemdenseniz, sadık olmak için bir çok seçenek vardır. Chapel Hill ve Raleigh yakındadırlar. Ama benim için, bu Duke idi. O forma o anda sahip olduğum en havalı şey olmuştu.

Sadece küçük bir problem vardı: Bana iki beden kadar fazla büyük gelmişti. Boyum 1.80’in altındaydı ve forma omuzlarımın kenarına ancak tutunuyordu.

Tabii ki, formayı giymiştim. Her zaman, çok sevmiştim.

O zamanlarda, ağabeyim ve onun arkadaşları beni onlarla basketbol oynamam için davet etmeye başladılar.

Bu oyunumun başına gelen en iyi şeydi.

in the 2016 NCAA Men's Basketball Tournament West Regional at the Honda Center on March 24, 2016 in Anaheim, California.

Ağabeyim ve arkadaşları benden bir kaç yıl büyüktüler – bazıları liseye başlamıştı bile – yani onlarla oynamam büyük bir olaydı. Senden büyükler ile oynamak seni daha iyi yapar dediklerini biliyorsunuzdur. Oynadığım çocukların coğu D-1 (NCAA 1.lig) oynamaya hazırlanıyordu. Ben ise sadece 11-12 yaşlarındaydım.

Bunu çok sevmiştim. Okuldan sonra koşarak spor salonuna giderdim ve her zaman kenarıda oynamak için sırada bekleyenler olurdu. O maçlar hissettiğim en güzel duygulardandı.

Çünkü o salona girdikten sonra, ben sıska, sessiz çocuk değildim.

O salonda, bana kimse ayrıcalık yapmıyordu. Bedenime göre nasıl yerimi nasıl tutacağımı öğrendim. Hatırlamalısın ki bunlar gerçek maçlar değil ve çok ağır ve kasti olmadığı sürece faul isteyemezdin. Kızdırma konusunda da kolay davranmazlardı. Ama hepsi sevgiydi. Ben her zaman ağabeyim Bo ve arkadaşlarına minnettar olacağım – Akeem Sutton, Quinton Coples, Termaine and Jermaine Miller ve Mike Smalls. Bana gerçek sertliğin onu yaşayarak öğrenileceğini gösterdiğiniz için teşekkürler.

Kinston böyleydi. Sert bir basketbol çıkar bizim kentimizden.

Jerry Stackhouse Kinston’ın en ünlü yerlilerinden. 8. sınıfa geldiğimde AAU lisesinde benim koçum olmuştu. O zamanlarda ona “Unc.” diyordum. Sahada koçum saha dışında ise mentörüm olmuştu. Duke’e geldikten sonra ara ara beni arayıp kontrol ederdi.

Unc. gözünden hiçbir şeyi kaçırmaz. Bir gün televizyonda Duke maçını izledikten sonra bana mesaj attı. Benim kenarıda alkışlarken oturduğumu fark etmiş – diğer takım arkadaşlarım kenarda ayakta alkışlıyordu.

“Takım arkadaşlarını seni desteklemelerini istediğin gibi destekle.”

İyi bir dersti. Söylediğim gibi ondan kolay kurtulamazsınız.

Duke v Yale

Unc koç olarak nasıldı bilmek ister misiniz? Lisedeyken benimle yapmayı çok sevdiği bir çalışmayı anlatayım. Alçak post pozisyonunda beklerdi ve benim topla beraber üzerine gidip ondan temas alarak turnike atmamı isterdi.

Bu çalışma her zaman normal başlardı.

Şuta kalk. Teması al. Bitir.

Ama bir kaç seferden sonra, Unc gerçekten savunma yapmaya başlardı. NBA savunması. Bileğimi tutar, kaburgalarıma dirsek atardı.

Sonra ben de ince dirseklerimi çıkararak yüklenirdim. O da çarpmamam için çekilirdi.

“Dirseklerine dikkat et!”

Gülerdik. O çalışmaları çok severdim. Güçlendiğimi hissederdim.

(Nasıl olur da artık bu çalışmaları yapmak istemezsin, Unc?)

O zamanlar, kolejde oynayacağım bile kesin değildi. 9. sınıfta boyum 1 metre 87 santimetre idi. Yani Koç K bizim oturma odamızda bana o instagram yorumumu sorduğunda, ona tüm bunları söyledim. Ona Kinston’da büyümeyi anlattım. Ona “çok sessiz” ya da “çok sıska” görülmeyi anlattım.

Evden gitmeden, Koç K hiç unutamadığım bir şey söyledi.

“Sana sadece bir şeyin sözünü verebilirim: Bir sonraki seviye uyum olacak. Sana ilk beş başlayacağının garantisini veremem, ama bunun için bir şansın olacak.”

Bu beni gerçekten çok etkilemişti.

İlk başta bu pek olumlu gelmedi. Bana her şeyi vaat etmesi gerekmiyor muydu? Birçok diğer kolej koçları bana, belli bir dakika alacağımın sözünü vermişlerdi. Onların işler sıkıştığında çözecek oyuncuları olacaktım. Kampüste çok önemli biri olacaktım.

Ama o gittikten sonra, bunu daha fazla düşündüm, ve bana mantıklı gelmeye başladı. Takımdaki yerim için çalışmak istiyordum, o da benim için aynı şeyi istedi.

Nolan Smith formam hala dolapta duruyordu. O zaman, 1 metre 98 santimetre boyunda bir 3. sınıf oyuncusuydum, ve forma artık bana oluyordu. Artık omuzlarımı da tutuyordu ve o formayla çok iyi hissetmiştim.

O gün, kendi Duke formama sahip olmaya karar verdim. Arkasında ismim olan.

Koç K birkaç şey hakkında haklıydı. Bir sonraki seviyeye uyum sağlamak beklediğimden daha zor oldu. Gerçek şu ki, sezonun ilk aylarında çok zorlandım.

Hafızama kazınan bir maç var. O maçı hatırladıkça ağzımın tadı kaçıyor. Sezon öncesi turnuvasında VCU ile oynamak için New York’a gitmiştik.

Başlangıçtan itibaren, ritmimden çok uzaktım. Boyalı alanda temastan kaçıyordum. Kendimi sahada küçültüyordum. Sonra serbest atışlar geldi. O maçta 5 serbest atış kaçırmıştım. Bunu daha önce hiç yapmamıştım. En kötüsü ise taraftarlarımızın en sonunda bir basket attıktan sonra yüksek sesle sevinmeleri idi. Onlar sadece bizi desteklemeye çalışıyorlardı, ama ben kendi kendime, bu benim oyunum değil diye düşünüyordum.

Kampüse geri döndüğümüzde, Koç K beni odasına çağırdı.

Sinirli değildi. Sakindi, tıpkı evimde olduğu gibi.

“Takıma aldığım o aç çocuk nerede? Bana o çocuğu göster.”

Brandon Ingram

“Sıradaki kim?”

Öğretmenin sesini duyuyordum. Gözlerinin odayı süzdüğünü biliyordum.

Ben ise notlarıma bakıyor, göz teması kurmaktan kaçınıyordum.

Ama bu hileyi daha önce sınıfta denemişseniz, zaten hep aynı şekilde bittiğini biliyorsunuzdur.

Benim ismimi çağıracağını biliyordum.

“Brandon…”

Hadi be.

Bu birkaç hafta önceydi, Duke’de ikinci dönemimin ilk gününde.

Sınıfta büyük bir heyecan var çünkü ilk gün.

Olabildiğince hızlı bir şekilde defterimi karalıyorum, ama zamanım olmadığını biliyorum.

Virginia Tech v Duke

“Brandon … sıra sende.”

O Ingrid. Topluluk İçinde konuşma hocamız. O herkesin bu dersi sevmesinin sebeplerinden biri. Dikkatleri insanların üzerlerine çekmekte ünü vardı.

Akademik danışmanımın sözlerini hatırlıyorum. Beni bu dersi almak için cesaretlendiren de o. “Bu senin için iyi olacak. Herkesin en sevdiği ders.”

Gerçekten mi? O zaman neden kalbim dışarı fırlayacakmış gibi hissediyorum?

Halen daha yerimde oturuyorum. Donmuş. Daha önce topluluk önünde konuşmuş olan herkes neden bahsettiğimi anlayabilir.

Bacaklarım sendeleyerek sınıfın ön tarafına geldim.

İnsanların gözlerini üzerimde hissedebiliyordum. Bunu ancak iki sayı geride olup süre biterken sana faul yapılmasıyla kıyaslayabilirim. Başka bir seçeneğin yok. O çizgiye gidip ikisini de sokmalısın.

Kafamı kaldırdım. Bütün sınıfın gözleri üzerimde. Topluluk İçinde Konuşma dersi kampüsteki en popüler derslerden biri ve sınıf son sınıf öğrenciler ile dolu. Alt sınıftan tek öğrenci benim. Boğazımı temizleyip notlarıma baktım. Sayfa boş. Sanırım kafamdan bir şeyler uydurmak zorundayım.

Sonra çok ilginç bir şey oldu. Sınıfa doğru bakarken, hiç alışkın olmadığım bir duygu sardı içimi. Nasıl anlatacağımı da bilmiyorum. Tam olarak sakin değilim, ama ona yakın. Eminim ki halen gergin görünüyorum ama bacaklarım düzeliyor ve nefesim yavaşlıyor. İçimden bir ses bana bir şey söylüyor.

Tamam, bunu yapabilirim …

***

Durham’daki zamanım neredeyse doldu. Bugün NBA Draft’ına katılacağımı açıklarken, hem heyecanlı hem de üzgünüm.

Duke’de geçirdiğim bir yıl uzun bir zaman değil. Bunu biliyorum. Ama bu zaman zarfında çok büyüdüm. Biliyorum ki buradan giderek birçok arkadaşlığı ve fırsatları kaçırmış olacağım. Bana burada sevgi gösteren tüm öğrencileri özleyeceğim. Duke basketbolunun en sevdiğim geleneklerinden biri de evimizdeki maç sonlarındaki tokalaşma sırasıdır. Maçta yer bulmak için haftalar öncesinden kampa giren öğrenciler maç bitiminde de hep orada olurlar. Kazansak da kaybetsek de. Siz bana ihtiyacım olan enerji ve desteği verdiniz. Sizi asla unutmayacağım.

2K Classic - VCU v Duke

En çok takım arkadaşlarımı özleyeceğim.

Amile: Dev adam. Sakatlığın bizim için büyük kayıptı. Takımın ribaund lideriydin ve senden çok şey öğrendim. Ama en önemlisi bizim için her zaman oradaydın. Sakatlandığında bile bir antrenman kaçırmadın ve maçlarda bizimleydin. Oregon maçında beni nasıl canlandırdığını hep hatırlayacağım.

Chase: Soyunma odasında bizi hep güldürdün ve antrenmanlarda hep çok çalıştın. Bu sezon gelecek sezon neler yapabileceğini bana gösterdin. Nate James taklitlerin kitaplarda yerini alacak.

Grayson: Takım için çok önemli olduğun çok açık. Sahaya adım attığında, senden daha fazla enerji ile oynayacak birinin olmadığını biliyorduk. Sayende aradaki toplara atlamak ve önemli şutları sokmak istiyorduk. Sen bizim en iyi skorerimizden çok daha fazlasıydın – çok da iyi bir pasördün ve bana çok şey öğrettin.

Marshall and Matt: Kaptanlarımız. Size çok büyük saygı duyuyorum. Bir genci kanatlarınızın altına aldığınız için teşekkürler.

Luke: Ben söyleyeceğim çünkü büyük ihtimal sen söylemeyeceksin: gerçekten mükemmel bir oyuncusun. Sayı üretme kabiliyetine hayranım. Ama saha dışında da takımdaki en zeki oyuncu olduğun için sana hepimiz çok saygı duyuyorduk.

Nick, Sean and Justin: Yedeklerimiz. Antrenmanlarda mücadeleyi hiç bırakmadınız. Bunu kimse görmedi ama biz gördük. Koç K’nin kaç kez bize zor şuta gitmemizden dolayı bağırdığını hatırlamıyorum bile. Bizi zor durumda bırakıyordunuz.

Derryk: Oda arkadaşım. En yakın arkadaşlarımdan biri. Birçok anı paylaştık ve bunları çoğu sonsuza kadar hatırlanacak. Senden ve topu savunmandan çok şey öğrendim.

Antonio and Brennan: Büyük ihtimalle herkesten çok sizinle vakit geçirdim, yemek ve sinemalar. Bana kendim olmayı hatırlattığınız için teşekkürler. Tıpkı gerçek arkadaşlar gibi beni övdünüz ve ihtiyacım olduğunda eleştirdiniz.

Teknik ekip— Koç K, Koç Capel, Koç James ve Koç Scheyer. Oyundaki en iyi koçlar. Bizim büyümemize önem verdiniz, sadece oyunculuğumuza değil. Sonsuza kadar Duke.

Ve, tabiiki, ailem: Kalbimin en derininden teşekkürler. Bana bir çocuğun ümit edebileceğinden daha çok güç ve destek verdiniz.

USATSI_9121366

Bu sene henüz daha bitmedi. Daha teslim etmem gereken bir ödevim daha var. Toplulukta Konuşma dersim için. Ödev, tüm sınıfın önünde altı-sekiz dakikalık bir TED konuşması yapmam. Daha önce bu kadar insanın önünde bu kadar uzun konuştuğumdan emin değilim.

Bu hafta sonu, dörtlü finali izlemezken konuşmam için konu seçmeye çalışıyordum.

Henüz daha tam planlamadım ama genel olarak konumun ne olacağını biliyorum. Konu çok sevdiğiniz bir yeri nasıl terkedeceğiniz olacak.

Biliyorum yapması kolay bir konuşma olmayacak…

BRANDON INGRAM

Kaynak: The players Tribune

Fotoğraflar: Getty Images

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlgili Haberler