Hangimiz süper kahraman hikayelerini sevmeyiz ki? Biz, yani sıradan, fiziksel yetenekleri sınırlı insanlar için başa çıkılamayacak durumlarla karşılaşan ve çözüm bulan herkes birer süper kahramandır aslında… Bu nedenle üstün yetenekler karşısında hayran olmamak çok zordur.

EuroLeague 19-20 sezonunda bu hayranlık durumunu bilerek ve aynı görüşten gücünü alarak bir kampanya yapmaya karar vermiş. Sezonun başında anons ettiği süper kahraman kavramını geçtiğimiz ay bir dizi sosyal medya postu ve videoyla paylaştı. Fikir doğru ve görüntüde eğlenceli bir zemine otursa da üretilen hikayenin ciddi anlamda yüzeysel kaldığını görmemek için sanırım kör olmak gerekiyor.

Şu ana kadar bize öğretilen tüm süper kahraman hikayeleri gücünü korkunç, ileri derecede hatalı ve sorunlu toplumlardan veya o sorunları yaratan doğa üstü olaylardan alır. Tarih boyunca ne zaman ki toplumlar çözemeyecek kadar sıkıntılı durumlar ve onları yaratan kötü karakterlerle karşılaşır, o döneme ait bir süper kahraman ortaya çıkar ve dünyayı yok olmaktan kurtarır. Çizgi romanların tarihi her ne kadar Avrupa’ya uzansa da 19. yüzyılın sonunda, 20. yüzyılın başlarında modern çizgi dünyayı yaratan tabii ki Amerikan kültürüdür. Yıllar boyunca da gücünü, kuvvettini, sermayesini Amerikan kültüründen almaya devam etmiştir.

Amerikan yaratıcılığı ve eğlenceli sunumu her on yılda bir dönemin problemlerine karşı sayısız süper kahraman çıkarmıştır. Büyük ekonomik buhranla birlikte Superman, onun ayak izlerini takip eden Batman, İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan vatanseverliğinin sembolü Captain America hemen arkasından soğuk savaş dönemiyle birlikte nükleer savaş korkusu Justice League ve Spider Man… 70’lerde ise skandallarla çalkanan Amerikan siyaseti üstüne Wolverine yozlaşmış sisteme karşı çıkmıştır.

Özetle tüm süper kahramanların çıkışı gerçekten toplumda karşılığı olan gerçek nedenlerdir. Abartılı kostümlerinden veya akılalmaz yeteneklerinden bahsetmiyorum. Gerçek savaşlardan, skandallardan ve politik yozlaşmadan bahsediyorum. Toplumun kolektif bilinçaltına seslenen, zorlanmadan hepimizi etkisi altına alan nedenlerden bahsediyorum. Hiçbir zaman değişmeyen odak noktasından yani “iyiler kötülere karşı”dan bahsediyorum.

Kısaca “gerçekten” kötü ve korkunç zamanların “gerçek” mahsülleridir süper kahramanlar.

Süper kahraman hikayeleriyle yoğrulmuş Amerikan kültüründe sporcuların bu kahramanlara benzetilmesi, gerçeküstü yeteneklerinin sahadaki kabiliyetleriyle karşılaştırılması da gayet sıradan ve eğlenceli bir pazarlama şeklidir. Gerçekten hayat kurtarmasalar da yoğun stres altında çok önemli dakikalarda oyunları kurtarırlar. Bleacher Report’tan ESPN’e kadar çoğu spor mecrasında buna benzer kıyaslar, galeriler ve hikayeler bulmanız da çok olasıdır. En önemlisi yapılan her benzetmenin kabul görme nedenleri ve karşılığı gerçek anlamda kuvvetlidir. Her benzetmenin altında yatan hikaye okuyan herkesin kafasına da yatar böylece. Kobe Bryant’ın Punisher olmasına diyecek bir söz bulamazsınız. Superman eğer gelmiş geçmiş en iyi süper kahramansa Michael Jordan’dan başkası aklınıza gelmez. LeBron James’in istediği her şeyi yapabilen Green Lantern benzetmesi veya Durant’ın Captain America olması sizi hikayelere alır götürür. Kahramanların güçlerinin neyi ifade ettiğini zaten bildiğiniz bir dünyada iyi özetlenmiş hikayelerle içselleştirmeniz çok rahat ve kolay olur.

Süper kahraman ve sporcu hikaye benzetmelerini sadece haber platformlarında görmezsiniz. Hikayelerin pazarlama iletişimindeki gücü resmi mecralar tarafından da kullanılır. Öyle kafadan süper kahraman uydurarak veya alakası olmayan benzetmeler yaparak değil tabii ki. Hatta bu hikayelerin çıkış zamanı bile çok önemli ve kritiktir. Örneğin NBA geçtiğimiz playoff serisi öncesi bu gücü kullanmak istemiş ve yapılabilecek en doğru haliyle hepimize bir ders vermişti zaten.

NBA ilk önce bu kampanya için en doğru zamanı seçmişti. Aksiyonun ve heyecanın tavan yapacağı, taraftarların oyunculardan destansı hikayeler yaratmasını beklediği 2019 playoff ve finalleri kampanya için en doğru zemindi. Avengers End Game filminin lansman tarihi ve Adidas’ın Iron Man ve Harden’dan esinlenerek hazırladığı özel ayakkabı koleksiyonunu eklediğimizde süper kahraman kullanma fikri daha başlamadan bile eşsiz bir kampanyaya dönüşmüştü.

Tüm reklam videoları taraftarların rahatlıkla içselleştirebileceği şekilde hazırlanmıştı. Takımlarını playoff’lara taşıyan oyuncuların en sıradışı kabiliyetlerinin hikayeleştirilmiş halini Black Panther’i seslendiren Jordan’dan dinlediğinizde gerçekten hepsinin süper kahraman olduğuna inanıyordunuz. Jokic’in akılalmaz pas yeteneği, Irving’in penetre kabiliyeti veya Antetokounmpo’nun patlayıcılığı, tümü herkes tarafından kabul gören, karşılığı olan özelliklerdi. Hazırlanan videolara Marvel’ın desteği ve adidas’ın katkısı eklendiğinde sizin için de hikaye başlıyordu. Yani hepsi birbiriyle bağlantılı, kolay anlaşılır ve zemini kuvvetli hikayelerdi.

Benzer ürüne sahip EuroLeague için süper kahraman fikrini ödünç alarak hikaye yaratmaya çalışmak pazarlama yöneticilerine kolay gibi görünmüş olabilir. Benzer bir ürüne sahipseniz ilham almış olmakta hiçbir sakınca yoktur hatta gerçekten işiniz daha kolay olabilir. Ama dünyanın en yaratıcı kültürlerinden birinde üç dev aktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış bir kampanyayı sahiplenmeye kalkarsanız işte orada işiniz zordur.

Altyapısı olmayan süper kahramanlar uydurmak ve EuroLeague oyuncularını onlarla alakası olmayan yeteneklerle özdeşleştirmeye çalışmak sapılabilecek en zor yoldu. EuroLeague işin kolayına kaçarak zor yoldan gitmeyi tercih etti. Örneğin kendini parçalara ayırabilen ve sahanın her köşesine ışınlanabilen bir Gigi Datome’yi içselleştirmek ve yetenekleriyle ilişkilendirmek oldukça zordu. Normal sezonun ilk haftalarında istenen heyecana ulaşması ise imkansızdı. Zamanlaması, ayrıntıya sarf edilen dikkati ve hikayesinin zemini açısından tamamen boşa harcanmış bir kampanya çıkmış ortaya. Harcadığı her kuruşun, edindiği her sponsor gelirinin son derece önemli olduğu bir ligde ancak her detayı doğru düşünülmüş, odak noktası kaçmamış hikayeler kazandırabilirdi.


Peki ya EuroLeague yöneticileri farklı bir açıdan bakabilselerdi? Amerikan ürünü süper kahramanları daha orijinal bir fikre evriltebilselerdi içerik daha fazla tüketilir ve paylaşılır mıydı?

Tabii ki evet.

Bugünkü hikayede dünyanın enerji kaynaklarının tükendiği ve gezegenimizin kurtarılmaya ihtiyacı olduğu fikrini daha elle tutulur bir temele oturtabilselerdi keşke. Dünyanın hangi kaynakları tükeniyor?

Neden dünya büyük bir felaketin eşiğinde? Bu detaylar olmadan kampanyanın yüzeysel kaldığını görselerdi…

Sadece hikaye yaratmanın değil, hikayeyi doğru yaratmanın daha önemli olduğunu unutmasalardı…

Dünyanın gerçek problemlerine karşı durup iklim değişikliği veya toplumdaki eşitsizliğe dikkat çekebilselerdi… Kahramanlarımız gerçek problemlere karşı yetenekleriyle çözümün bir parçası olup bize yol gösteremezler miydi? Çok da güzel olurdu.

Senaryoyu daha anlamlı kıldıktan sonra paylaşımları heyecanın doruğa ulaştığı playoff’lar yaklaşırken ve playoff boyunca yapsalardı… Takımlarını playoff’lara taşıyan bir süper kahraman ordusu daha heyecan verici olmaz mıydı?

Playoff yolunda her oyuncunun oyuna etki eden yeteneklerini kahramanlaştırsalardı bağlantı kurması çok daha basit olmaz mıydı?

Kısacası Amerikan senaryosunu bir adım daha ileriye götürüp sözde ve belirsiz bir kötülükle savaşmak yerine gerçekten varolan sorunları çözmeye niyetli hatta kalıcı bir sistem kurmanın peşinde bir EuroLeague kahraman ordusu yaratsalardı…

Çok daha anlamlı olurdu.

Bahar Ekinci

Website:

Bir yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir