“Çemberde bir sorun var.”

Kobe’nin bana söylediği ilk cümle bu olmuştu.

Kobe’nin mükemmeliyetçi biri olduğu söylenir. Evet, biraz öyle.

Henüz bir çaylak olduğum 2009 yılında Charlotte’ta forma giyiyordum ve Lakers’ı ağırlıyorduk. Maçtan önce sahada ısınırken Kobe de karşı tarafta tek başına şut atıyordu.

Philly’de Lower Merion’ın yakınlarında büyümüş bir çocuk olarak bu benim için oldukça büyük bir andı. Kobe sadece uluslararası bir efsane değil, doğduğu topraklarda da efsane. Sanırım 9 yaşındayken babam beni, Kobe’nin 50 sayı attığı lise karşılaşmasına götürmüştü – üstelik dördüncü çeyrekte oyuna bile girmedi. Yarı sahanın bir adım ilerisinden kaldırıp şut attıktan ve isabet bulduktan sonra, ne kadar iyi olduğunu ima edercesine defansa kasılarak dönmesini görebiliyordum. Gerçekten öyleydi de. Lower Merion küçük bir salondur, herkes oraya onu izlemek için gelmişti.

2009 yılına gelmiştik ve ikimiz de birer NBA oyuncusuyduk, elbette o benden biraz daha iyiydi. Sadece biraz. Hayatımın yarısından fazlasında Kobe, basketbol idolüm oldu. yaptığı her şeyi ben de yapmaya çalıştım. Bu yüzden, sahada onu kanlı canlı görmek benim için özel bir andı.

Maçın başlamasına hala 45 dakika varken ısınmaya devam ediyordum, bir yandan da sahanın diğer tarafında aynısını yapan Kobe’yi izliyordum. Unutmayın, bir çaylaktım ve bu adamın maçlara nasıl hazırlandığını görmek istiyordum. Belki ondan bir şeyler öğrenebilir, hatta bir iki hareket çalabilirdim.

Gerçek ise biraz tuhaftı: İsabet bulduğundan daha çok kaçırıyordu. Gerçekten, çok fazla şut kaçırıyordu.

Birden bire şut atmayı bıraktı. Bir eliyle vücudunun yan tarafında topu tutuyor, diğeriyle de saha kenarını işaret ediyordu.

Sonrasında da ufak bir kargaşa başladı.

Nereden geldiklerini anlayamadığım bir şekilde teknik görevlilerden oluşan bir ekip ortaya çıktı. Kobe işaret ederek onlara bir şeyler söylüyordu. Ben ise bulunduğum yerden dediklerinin tek kelimesini dahi duyamıyordum.

Bir anda potanın altına bir merdiven kurdular. Kobe çemberi işaret ederken görevliler de onun söyledikleri doğrultusunda merdiveni yerleştiriyordu. Yanlarında bir metre de vardı.

theplayerstribune.com

theplayerstribune.com

Neler oluyor? Kobe bir şeylerin peşindeymiş gibiydi.

Yarı sahada durmuş olanları izliyorken Kobe bana doğru yürüdü.

“Çemberde bir sorun var.”

“Öyle mi?”

Merdivene tırmanıp çember ile uğraşan görevliyi izliyorduk.

“Çember çok alçakta. Yarım santim kadar alçakta.”

“Huh?” Sadece bir şeyler geveleyebilmiştim. Daha önce, maçtan önce çemberde bir sorun yaşandığını hiç duymamıştım.

“Nasıl yani?”

“Kaçırmayacağım şutları kaçırıyordum. Olması gerekenden alçak olduğuna eminim. Yarım santim kadar.”

Bitmişti. Bu kadardı. İlk konuşmamız. Isınmak için geri dönmüştü.

Kafama iki şey takılmıştı:

1- Az önce onunla sohbet ettiğime inanamıyorum…

…ve

2- Kobe, dostum. Sorun belki de çemberde değildir. Belki de sadece şut kaçırıyorsundur.

O sıralar Bobcats’in başında Larry Brown vardı. Larry’e saygım sonsuzdur ama bana oldukça sert davranıyordu, tüm çaylaklara olduğu gibi. Çaylak olduğum zamanlarda süre almak oldukça zordu. Maçta 5 dakika süre alırsam şükrediyordum.

Yine de teknik ekip, takımdaki en iyi savunmacılardan biri olduğumu biliyordu. Bu yüzden maçtan önce yardımcı koçlarımızdan Jeff Capel’e: “Bu akşam oynamak istiyorum Cape. Kobe’yi savunmak istiyorum!” dedim.

Cape’in cevabı ise, “Bu şansı bulacaksın.” oldu.

Bana göre o gece süre almamın sebebi, Larry Brown’ın beni test etmek istemesiydi. Kobe’nin idolüm olduğunu biliyordu ve zorlu bir mücadeleye hazır olup olmadığımı görmek istiyordu.

Birkaç oyuncunun erken faul almasının ardından Larry bench’e baktı, en sonda oturuyordum.

“Gerald, git de savun onu.”

Bulduğum bu şans için hazırdım. Avuçlarımın terlediğini ve kalbimin inanılmaz derecede hızlı attığını hatırlıyorum.

NBA hakkındaki bir efsaneyi yıkmak istiyorum. Liseden koleje, kolejden NBA’e hayatımız boyunca basketbol oynadıktan sonra NBA oyuncularının asla gerginlik hissetmeyeceğini düşünürsünüz. Öyle bir şey yok. NBA oyuncuları da gergin olur.

Kobe’yi tutmak için ısınmadan oyuna giren bir çaylaktım.

Çok gergindim.

Bir başka sır: bu gerginliği üzerinizden atmanın en iyi yolu hızlı bir şekilde oyuna adapte olmaktır. Hücumda iyi işler yaparsınız, iyi bir savunma performansı gösterirsiniz, ribaund alırsınız, topa sahip olmak için her şeyinizle savaşırsınız. Maçın akışına ayak uydurabilmek için yapacağını herhangi bir şey.

İlk pozisyonda top forvetteki Kobe’deydi. Ben de onu savunuyordum. İşte başlıyoruz.

Öncelikle, bu yaşıma gelene kadar sürekli Kobe’yi izledim. Oyununu tamamıyla bildiğimi düşünüyordum, bir oyuncuyu videolardan izleyip ne kadar tanıyabilirseniz o kadar. O ise bir çaylak olduğumu biliyordu, bu yüzden de üzerime geldi. İlk hücumda top sağa sürdü, dribbling’i kesti ve şut fake’i attı. Bu hareketi bekliyordum, klasik Kobe. Olduğum yerde kaldım.

Üst üste birkaç fake daha attı. Hala olduğum yerdeydim, bu hareketi yiyecek değildim.

Birkaç hücum sonra Kobe yine bana karşı hücum ediyordu. Bana doğru hareketlendi ve bir boşluk buldu. Bu sefer şut atacağından emindim. YANLIŞ. Fake attı ve beni uçurdu.

Lanet olsun, beni kandırmayı başardı.

Beni havada yakalayıp faul almak yerine numaralarını kullanmaya devam etti.

Ben hala havadayken dönüp altımdan geçti ve topu panyaya attı. Ben ise hala çaresizce havadaydım, yapabileceğim tek şey seyretmekti.

Sonrasında olanları ise tahmin edebiliyorsunuzdur: havada kendi pasını yakaladı ve sayıyı attı. Seyirciler kendinden geçti.

Kendi kendime şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: Aptal, bu fake’i yememen gerekir.

Farklı sebeplerden dolayı bu hareket oldukça etkileyiciydi. Kobe, panyadan kendine asist yapıp smaç vurma konusunda oldukça becerikliydi. Aynı zamanda, muhtemelen yapmaya ihtiyaç duymadığı bir hareket yaptı. Aslında fake’in ardından bana çarpabilir ve faul alıp serbest atış çizgisine gidebilirdi. O ise yaratıcılığını kullandı ve çoğu oyuncunun denemeyi bile aklına getirmeyeceği bir hareket yaptı. Neden? Seyirciler için mi? Özet görüntüler için mi? Kendi efsanesi için mi? Kim bilir. Bu adam gerçekten çok özel.

Kobe’nin 30 sayıyla tamamladığı maçın ardından Koç Brown iyi oynadığımı söyledi. Bunu söylerken ciddi olduğunu düşünüyorum. Kobe 30 sayı atsa da oyun planıma sadık kalmıştım. Skorer gardları savunan oyuncular için oyun planı her zaman çok nettir: savunduğun oyuncuyu sınırla, kolay şut atmasına izin verme. Eğer dengesiz şut atıyorlarsa bu en azından iyi bir şeydir.

Sorun ise dengesiz bir şutun Kobe’nin belki de en güçlü hücum silahı olması. Kobe bu tarz şutların büyük çoğunluğunu sayıya çeviriyor ve bunun için yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

theplayerstribune.com

theplayerstribune.com

Kobe, sayı üretme sanatını mükemmelliğe taşıdı. Yapacağınız her hamleye vereceği bir cevabı var. Her gece, yeni bir senaryoya karşı yeni bir özelliğini ortaya çıkarıyor. İyi savunmalar Kobe’yi nadiren yavaşlatabilir. İlginç bir şekilde iyi savunmalar, Kobe’yi daha iyi bir hale sokuyor. Bu sayede denemek için beklediği numaralarını ortaya çıkarabiliyor.

En iyi döneminde Kobe’nin özelliği sadece orta mesafe şutları değildi, oyunun her alanında çok etkiliydi. Uzun bir süre NBA All-Defense takımında yer aldı. Karşı takımın en iyi skoreriyle eşleşebilir ve onu yavaşlatabilir.

Bu sezon, yani 20. ve son yılında Kobe, her zamanki olduğu Kobe değil. Sakatlıklar net bir şekilde ona engel oluyor ve eskiden gösterdiği performansları sergileyemiyor. Basketbol için, NBA için, küçük çocuklar için yaptıklarını unutan çoğu kişi çoktan Kobe’yi göz ardı etmeye başladı bile. Benim ise durup da Kobe’nin gelmiş geçmiş en iyi oyunculardan biri olup olmadığını düşünmeme gerek yok.

Basketbolda veya herhangi bir sporda her zaman kazanmak için oynarsınız. Kobe Bryant’ın en çok hayran olunan ve saygı duyulan tarafı da bir ŞAMPİYON olması. Kimse bunu unutmayacak.

Maçın ardından soyunma odasına doğru gidiyordum ve ısınma sırasında merdiveni taşıyan görevlilerden birine denk geldim.

Sormam gerekiyordu.

“Maçtan önce çemberdeki sorun neydi?”

“Birileri bize çemberin olması gerekenden alçakta olduğunu söyledi.”

Sonrasında da ekledi: “Merak etme, çemberi olması gereken yüksekliğe çıkardık.”

Çemberi ne kadar yükselttiklerini de söyledi.

Kaç santim dediğini size söyleyebilirim, ama sanırım cevabı zaten biliyorsunuz.


  • Gerald Henderson tarafından The Players Tribune için yazılan makalenin orijinaline bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.

Murat Akcan

İletişim: [email protected] Twitter: @akcanmrat

Website:

1 Comments

Bir yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir