Ben Orlando’yum

Shavonte Zellous-New York Liberties

San Antonio’da bir Pazar günü sabah saat 6.30’tu. Takımımız sekiz günlük bir seyahatten sonra havaalanına giderken eve dönmek üzere otobüse bir takım eşya yüklüyordu. Gözlerim televizyon ekranına takıldığında otel lobisinde oturuyordum.

Şu kelimeleri gördüm: Büyük, Vurulma, Orlando.

Daha yakından baktım.

Pulse.

Belki de doğru okumuyordum, daha sabahın erken saatleriydi ve yorulmuştum. İyice odaklandım ve Twitter’a bakmaya karar verdim.

Haberlere inanamadım, bakışlarımı üstünden alamıyordum.

Orlando benim doğduğum ve büyüdüğüm yer. Pulse, annemin evinden sadece on dakika uzaklıkta bir eşcinsel gece kulübü. Mezun olduğum liseden ise beş dakika uzaklıkta.

New York’a indiğimizde, annem aradı.

“Her şey kilitlenmiş vaziyette Z” dedi. “Her yerde polis var, bütün sokaklar cinayet mahalli.”

Sonra sordu, “bu arada, kız kardeşinden haber aldın mı?”

Haber almamıştım. Kimse haber almamıştı.

Küçük kız kardeşim eşcinsel. Daha geçen hafta sonu Pulse‘taydı.

Hemen onu aradım.

Telefon çalıyordu; bir kere, iki kere, üç kere.

Siz o hattın diğer tarafındaki belirsizlikten korkarken hattaki çağrılar arasında bir ömür bile geçebiliyor.

“Z” diye cevap verdi.

Allah’ıma şükürler olsun diye düşündüm.

“İyi misin?” ağzımdan çıkarabildiğim tek şey buydu.

Sonra bana başından geçenleri anlattı.

Kardeşim Cumartesi gecesi –Geçen Cumartesi gecesi yaptığı gibi- üç en yakın arkadaşıyla Pulse’a gitmek üzere yola çıkmış. Latin gecesiymiş. Aynı zamanda bu ay, Onur ayıydı.

Tam araba kullanırken telefonu çalmış ve işteki vardiya müdürü sabah altı vardiyasını doldurup dolduramayacağını sormuş.

O da kabul etmiş ve eve geri dönmüş.

Arkadaşları -buluşacak olduğu üç arkadaşı da- eve dönemediler. Aralarından ikisi, öldürülen 49 kişinin arasındaydılar. Öbürünün durumu ise kritik.

“İyi misin? İyi misin?” diye sormaya devam ettim. Şok, bütün sözcüklerimi ele geçirmişti.

Bir bakıma, bu yanıtlaması imkansız bir soruydu. Kardeşim şoka girmişti.

Telefonu kapadığımda, bütün kurbanların ceplerindeki tıkıştırılmış, cevapsız, titreyen çağrı ve mesajlarla dolu telefonları düşündüm.  Birisinin cevap vereceği ümidiyle hattın öbür ucundaki aileleri, arkadaşları, bütün sevenleri düşündüm.

Olabilecekleri düşündüğümde yıkılmıştım. Olmuş olanlar hakkında yıkılmıştım.

Benim kardeşim, genç bir insan olarak kendini sadece özgürce ifade etmek istediği bir alana , güvende olacağını düşündüğü bir yere doğru gidiyordu. Pulse‘taki bütün kurbanlar gibi.

Yıllar önce bu benim için de geçerliydi; şimdi olduğum insana dönüşen Eşcinsel bir birey. Sadece Parliament House( başka bir LGBT dostu kulüp/otel) benim Pulse’ımdı.

Eşcinsel kulüpleri insanların dans edip bir şeyler içtikleri yerlerden daha fazlası. Onlar birer ibadethane. Birer topluluk. Eşcinsel kulüpleri dünyanın yargılamasından uzak; bir sürü insanın kendini keşfetmeye, kendileri olmaya ve bir toplulukla-kendileri gibi olmayı tercih ettikleri bir yer.

Eğer daha önce hiçbir barı bir sığınak olarak düşünmediyseniz, o zaman daha önce kimseyi toplum içinde etkileyebilme korkusuna yakalanmamışsınızdır.

Bir kulübün karanlığında, özgürlük vardır. Ve bireysel özgürlük, bir ışık gibi ortaya çıkar. Işığın ardından da sevgi gelir.

Ama Pazar sabahı, insanlar hayatları için korkarak Pulse’ın karanlık köşelerine saklandılar. Tetikçi karanlığı bir avantaj olarak kullanmıştı-korkuyu devam ettirmenin başka bir yolu.

Aynı Pazar günü sabahı , LGBTQ topluluğu, gerçek ve içten duygularla hepimizin başına gelebilecek bu olay için çok uyandı. Hepimiz gözlerimizi kapadık ve kendimizi kulüptekilerin yerine koyduk. Hepimiz ne yapabileceğimizi düşündük- nasıl karşı koyardık, kimi arardık ve en kötüsü, kaçamıyorsak nereye saklanırdık?

Tetikçi sadece 49 kişinin hayatını almadı, bütün LGBTQ topluluğundan bir parçayı aldı. Korkmadan kendim olabilmem için hala özgür kalan nereye gidebilirim?

Pulse olayı ile uyanışımdan aklımda işte bunlar kaldı:

Beni öldürmek isteyebileceğiniz kadar kötü ne yapıyor olabilirim? Benden nefret etmenize sebep olan ne?

Eşcinsel, trans ya da Queer iseniz,  her gün çevrenizdekilerin nefretini üstünüzde taşırsınız. Bu bir sürü şekilde olabilir: hakaret, ayrımcılık, reddedilme, şiddet. Pulse’taki kurbanların, sadece kendileri oldukları için terrörize hissettikleri ilk sefer olduğunu düşünmüyorum.

Belki bunu söylemek çok klişe olacak ama bunun benim geldiğim yerde olacağını hiç düşünmezdim. Ama … öyle olmadı. Belki de her şeye toz pembe yaklaşıp en başından beri görmezden geliyordum.

Şimdi Orlando’yu haberlerde gördüğümde, -koştuğum sokakları, yanından geçtiğim merkezdeki binaları- artık tanıyamıyorum.

Onun yerine, her şey altüst olmuş bir eğlence evi versiyonu gibi. Her şey biçimsiz ve yabancı.

Oraya hayatım boyunca artık farklı bakacağım.

Hayatımın geri kalanında kendi güvenliğimi ve LGBTQ ailemin güvenliğini düşüneceğim.

Bu sebeplerden ötürü, bir annenin yası kadar üzüntüyü içimde barındırıyorum.

Yani, ölçülemez.


Orijinal kaynak | I Am Orlando – The Players Tribune

 

Ezgi Yazıcıoğlu

Istanbul bazlı dünya vatandaşı. Also in English, Français y un poquito español.

Website:

Bir yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir