Giannakopoulos: “Kimin sabah 5’te sarhoş olduğunu bile biliyorum.”

Panathinaikos Başkanı Dimitris Giannakopoulos, Olympiacos mağlubiyeti sonrası bugünkü antrenmanda takımla bir araya gelerek oyuncuları disiplinsizlik ve tutku eksikliği konusunda sert bir dille uyardı.

Panathinaikos’ta sular durulmuyor. EuroLeague’de alınan Olympiacos mağlubiyetinin ardından Başkan Dimitris Giannakopoulos antrenmanı ziyaret ederek takıma bir konuşma yaptı. Yaklaşık 1.5 aydır takımla konuşmak istediğini belirten başkan, oyuncuların performansından ve saha dışı yaşamlarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Giannakopoulos konuşmasında oyuncuların yüksek kontratlarına dikkat çekti. Ofisine gelip zam isteyen hiç kimseyi geri çevirmediğini ve imzaların dakikalar içinde atıldığını belirten başkan, bunun karşılığında yüzde yüz adanmışlık beklediğini söyledi. Takımdaki hırs eksikliğini eleştiren Giannakopoulos, ezeli rakipleri Olympiacos’un belki en iyi kadroya sahip olmadığını ancak onlardaki açlığın Panathinaikos’ta görülmediğini vurguladı.

İsim vermeden bazı oyuncuları hedef alan Giannakopoulos, iki gün önce sabah saat 5’te sarhoş olan oyuncuların kim olduğunu bildiğini söyledi. Bunu cezalandırmak için değil canı yandığı için söylediğini belirten başkan, bu durumu kabul edilemez olarak nitelendirdi.

Takımda sadece Mathias Lessort ve Kostas Sloukas gibi 3-4 ismin aldığı parayı hak ettiğini ve savaştığını belirten Giannakopoulos, diğer oyuncuların aynaya bakıp kendilerini sorgulamalarını istedi. Başkan, Avrupa’nın en yetenekli kadrosuna sahip olduklarını ancak takım olamadıklarını belirterek sezonun kalanı için değişim sinyali verdi.

İşte oyunculara söylediklerinin tamamı:

“Öncelikle hepinize, ailelerinize ve sevdiklerinize mutlu yıllar dilemek istiyorum. Yaklaşık 1–1,5 aydır buraya gelmek istiyordum ancak çeşitli yükümlülükler nedeniyle bunu başaramadım. Bunun dünkü maçla bir ilgisi yok. Bir ailede, bir takımda işler yolunda gitmiyorsa istisna yoktur; herkesin sorumluluğu vardır.

Sizden bunu istemezdim ama rica ediyorum: utanmayın. Açık açık konuşun. Kulüpten herhangi bir şikâyetiniz var mı? Büyük ya da küçük, herhangi bir konu? Yok mu? Demek ki her şey mükemmel… Saygı iki yönlü bir yoldur.

Çoğunuz bu takımda yıllardır bulunuyorsunuz. Kara ofisime girip %50, %100 hatta %200 zam alanlarınız oldu ki bunları hak ettiniz, bunun altını çiziyorum. İçinizden biriyle pazarlık yaptım mı? Sanmıyorum. Direkt imzaladım. Koç, senden istediğin bir şeyi reddettim mi? Oyuncu ya da başka bir şey? Sizden gelen her talebi imzalamam 5 dakikadan fazla sürmüyor. Ancak her isteğin yerine getirilmesi, kulübün sizden beklentilerini de artırır. Sonuçlar iyi ya da kötü olabilir ama kararlılık ve disiplin kolektif bir meseledir. Avrupa’nın en büyük formasına saygı duymak zorundasınız.

Babam bana her zaman herkese saygı duymam gerektiğini söylerdi. İnsanlara saygı, herkese saygı demektir. Ve karşılığında da bunu talep etmelisiniz. Bunun yetenekle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Burada bireysel olarak Avrupa’nın en büyük yeteneğine sahip olmadığımızdan şüphe eden var mı? Belki takım olarak en iyisi değiliz ama en büyük yetenek bizde. Bu benim görüşüm; basketbol uzmanı değilim, o koç.

Avrupa’nın en iyi koçuna sahibiz. Tarihe bakarsak, Avrupa’nın en iyi basketbol kültürüne sahibiz. Ama buna rağmen o hırsı, o açlığı göremiyorum. İsim vermeyeceğim. Gelip %100–150 zam istiyorsunuz ve alıyorsunuz. Ben ise karşılığında %250 daha fazla profesyonellik ve adanmışlık istiyorum. Daha fazla istek. Dün maça gelmedim ama gördüğünüz gibi hiç uyumadım.

Maçı üç kez izledim, dördüncüyü yarıda bırakıp buraya geldim ve sizinle konuşmayı tercih ettim. Babam kötü sonuçlardan sonra asla uyumazdı… Aynı apartmanda, tüm aile birlikte yaşardık. Kaybettiğimizde tek bir ışık bile yanmazdı. Kimse uyumazdı, özellikle Olympiacos’a iç sahada kaybettiğimizde. Olympiacos Avrupa’nın en iyi takımlarından biri.

Ama en iyi kadroya sahip değiller. Her birinizi diğerleriyle tek tek karşılaştırdığımda, benim için kıyas kabul etmez. Ama onlarda hırs var. Size söyledim, bir aydır buraya gelmek istiyordum. Bunun dünkü maçla ilgisi yok. Gördüğüm şey şu: Maçlara giriyoruz ve bir dakika içinde 15 sayı geriye düşüp farkı kapatmaya çalışıyoruz. İstediğim tutkuyu ve hırsı görmüyorum. Bunu sadece birkaç oyuncuda görüyorum. 3, belki 4 kişide. Çok az.

Sizden gerçekten bir ricam var: Antrenmandan sonra eve gittiğinizde aynanın karşısına geçin ve beş dakika kendinize şunu sorun: En iyi seviyemde oynuyor muyum? Her şeyimi veriyor muyum? ‘Hak ediyorum’ zor bir kelime ama kullanacağım. Bu sözleşmeyi, bu parayı hak ediyor muyum? Bence bu sezon sadece 3 ya da 4 oyuncu aynaya bakıp ‘hak ediyorum’ diyebilir.

Sahada kararlılık görmek istiyorum. Uykusuzum ama buraya gelip sizinle konuştum. Bu sefer birini ayıracağım; bunun yetenekle ilgisi yok. Matias’ın kararlılığına bakın. O bir örnek. Sloukas da öyle, belki birkaç kişi daha. Sözleşmesini hak eden başka oyuncular da var, bunu inkâr etmiyorum. Yeteneği konuşmuyorum. Yetenek var ve NBA takımlarını bile yenmeye yeter.

Lütfen kulübe ve sözleşmelerinize saygı duyun. İki yıl önceki maçları izleyin. O zaman burada olanlar kendine sorsun: İki yıl önce verdiğim mücadeleyi şimdi veriyor muyum? Aynı açlığa sahip miyim? Yoksa büyük bir sözleşme imzaladığım için mi rehavete kapıldım? Ya da günde 300 selfie çektiğim için mi, ya da Avrupa’nın en büyük takımında oynadığım için mi?

Önemli olan tek şey var: Elinden gelenin en iyisini vermek ve akşam eve gittiğinde, yenilsen bile %100’ünü verdiğini bilerek huzurlu olmak. Gözlerinizin içine bakarak söylüyorum: %100’ünüzü vermiyorsunuz. 15–16 oyuncudan sadece 3 ya da 4’ü bunu yapıyor. Bu çok düşük bir oran. %100’ünüzü vermenizi bekliyorum. Daha düşük seviyedeki takımlara maç içinde 15, 20, 30 sayıyla geri düşemeyiz.

Dün gece ben uyumadım; Yunanistan genelinde binlerce taraftar da uyumadı. Geçmişte saha dışı disiplin konusunda son derece katıydım; belki de Avrupa’daki en katı kulüp sahibiydim. Şunu bilin…

Bazı maçların ne anlama geldiğini bilmek zorundayız. Kabul edemeyeceğim şeyler var. Kimin içtiğini, ne kadar içtiğini, ne zaman içtiğini biliyorum. İsim vermeyeceğim ama her şeyi biliyorum. İki gün önce, kim olduğunuzu biliyorsunuz, sabah saat 5’te sarhoştunuz. Bu kabul edilebilir mi? Hayır. Bunu kabul edemem. Cezalandırmak için değil, canım yandığı için. En başta sordum: Bir şikâyetiniz var mı? Eğer olsaydı, tamam. Ama madem yok, benim de olmamalı.

Sizden gerçekten %100’ünüzü vermenizi, kulübün adına saygı duymanızı ve takım olmanızı istiyorum. TAKIM OLUN! Avrupa’nın en iyi kadrosuna sahipken, Avrupa’nın en iyi basketbolunu oynamak zorundayız. Basketbol uzmanı değilim. Sevdiğim şey, Alvertis’in şut atıp isabet bulması ya da Kendrick’in orta sahadan atmasıydı.

Benim anladığım basketbol bu. Ama bildiğim bir şey var: Her top için savaşmalısınız. Tutkuyla, kararlılıkla. Her top için yere atlamalısınız. Görmek istediğim bu. Beni mutlu eden şey bu.

Sezon sonunda kim kupalar istemez ki? Sizden şikâyetçi olmak istemiyorum ama top yanınızdan geçip yere atlamadığınızda, evet, şikâyet ediyorum. Koç kimin kaç dakika oynayacağına karar verir ama az süre alan bir oyuncunun pota altında olup sayı atamamasını kabul edemem.

Avrupa’nın en iyi kadrosusunuz. Taraftarlara, ailelerinize ve kulübe hak ettiğimizi verin. Avrupa’nın en iyi basketbolunu izlemeyi hak ediyoruz. En iyi koça ve en iyi şartlara sahipsiniz.

Lütfen takım arkadaşlarınızı ailenizi sevdiğiniz gibi sevin. Kulübü ve dün gece uyuyamayan tüm taraftarları sevin. Herkese Mutlu Yıllar.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlgili Haberler