Aralık 2011’de, Lakers son 10 yılda takımı üçüncü defa başarıyla diriltmiş gibi görünüyordu. Üç taraflı takas anlaşması kapsamında; yeteneğinin zirvesindeki Chris Paul New Orleans Hornets’tan Lakers’a, Pau Gasol Rockets’a ve Kevin Martin, Luis Scola, Lamar Odom, Goran Dragic ve ilk tur draft hakkı da New Orleans Hornets’e gönderilecekti.
Chris Paul’un Kobe’ye katılmasıyla, Lakers dönemin tartışmasız en iyi oyun kurucu ikilisine sahip olacaktı ve dönemin yine en etkili pivotlarından Andrew Bynum ile takım oluşturacaktı. Rockets ise uzun zamandır arayışında oldukları yıldızı, Gasol’ü renklerine bağlayacak ve Kyle Lowry ve çaylak Chandler Parsons ile Yao/T-Mac döneminden bu yana ilk defa batıda rekabet edebilecekti.
Yine de anlaşmanın en fazla kazananı, Hornets olacaktı zira hem takımda kalmak istemeyen bir oyuncuyu gönderecekti hem de çok değerli dört oyuncuyu kadrosuna katacak ve ilk turdan draft hakkı elde edecekti.

David Stern’in farklı fikirleri vardı. Dönemin NBA komisyoneri takası “basketbola dair gerekçeler” sebebiyle veto etti ve anlaşma gerçekleşemedi. Sonuç olarak Chris Paul’u Clippers sadece Al-Farouq Aminu, Eric Gordon, Chris Kaman ve ilk tur draft hakkı karşılığında, çok daha kazançlı bir anlaşmayla renklerine bağladı.
Lakers ise Dwight Howard ve yaşı bir hayli geçmiş olan Steve Nash ile başarısız bir büyük üçlü kurma girişimi gerçekleştirdi.
Nash sezon boyu sakatlıklarıyla mücadele etti. Bryant, Howard ve Koç Mike D’Antoni ise taraftarların beklentilerini karşılayamadı. Playoff yarışının eşiğindeyken Kobe, yedi maç arka arkaya +42 dakikalık performans sergiledi ve sonrasında Warriors karşısında aşil tendonunu sakatladı.
Sonraki üç sezon sadece 107 maçta forma giyebildi ve bir daha asla playofflarda mücadele edemedi. Bu sırada Clippers, Chris Paul ile birlikte Staples Center’ın en iyi takımı haline geldi ve kulüp tarihinin en başarılı dönemine imza attı.