2014’ten bu yana ligin yarattığı gelirdeki artıştan söz ettik. Infront Türkiye’nin başındaki isim olarak Ender Uslu ile, 2021’e kadar bu büyümeyi nasıl öngördüğünü, duraklama ya da gerileme dönemi yaşanmasının olası olup konularını konuştuk: “İşin finansal gücü yaratma ve o finansal gücü nasıl harcayacağınız kısmı var. Biz Infront olarak kulüplerin kaynakları nasıl harcayacağına karışamayız, federasyon da karışamaz. Belirli kurallar uygulanacak şimdi, bunlar güzel gelişmeler. Ama yine de parayı harcayacak olan kulüpler. Ligin finansal durumu 2014’e göre evet daha kuvvetli fakat bundan sonra yavaşlayabilir. Şu nedenle yavaşlayabilir, küçükken yüzdesel olarak büyümeniz kolay, büyükken yüzdesel olarak büyümeniz zordur. İkincisi ülkenin ekonomik durumu önemli. Marka ve yayıncılar ekonomik olarak kolay günlerden geçmiyor.
Uluslararası yayınlarda güzel anlaşmalar yapıyoruz, buradan kulüplerimize kayda değer bir kaynak geliyor. Infront’un yarattığı en büyük katma değerlerden biri, ligimiz 20’den fazla ülkede yayınlanıyor olması ve uluslararası yayınlarımızın belli bir değerde yayıncılara pazarlanıyor olması. Federasyon kulüplerle toplantı yaptığında arkadaşlar gelirlerimiz önümüzdeki beş yıl boyunca şunun altına düşmez, %5 ya da %10 üstünde olabilir diyebilmesi için çabalıyoruz. Ben Basketbol Süper Ligi’nde oynarsam yılda minimum şu geliri elde edebilirim diyebilirse kulüpler, önemli olan bu zaten. Ondan sonra da iyi bir kaynak planlaması ile Kaynağını iyi şekilde kullanırsan neler kazanabileceğinin en iyi örneklerinden biri Karşıyaka’nın şampiyonluğudur. diye düşünüyorum.

“Türkiye’deki markaların bir alana uzun süre yatırım yapması çok kolay değil”
Büyümeden söz etmişken Basketbol Süper Ligi ve onun en önemli gelir kalemlerinden isim sponsorluğu anlaşmasını, ligden çekilen takımların yarattığı imajı ve ligi önümüzdeki günlerde bekleyen süreci sorduk, Ender Uslu şunları söyledi: “Şu bir gerçek, Türkiye’deki markaların bir alana uzun süre yatırım yapması çok kolay değil çünkü bizim günlük hayatta yaşadığımız sıkıntıların kat kat fazlasını markalar yaşıyor. Uzun süreli planlama yapmaları ve bu ekonomik koşullarda bir platforma milyonlar verip de arkasında durmaları kolay değil. Ama yine de platforma gelen ve buradan da maksimum faydayı sağlayan birçok marka oldu, olmaya da devam ediyor. Bir marka keşke on yıl boyunca bizimle beraber olsa isim sponsoru ya da ana sponsor olarak ama bir markanın ülke şartları nedeniyle iki yılda üç yılda değiştiği, yani sponsorluktan çıktığı noktada yeni marka bulma noktasında planımızı yapmak önemli olan, bir işe profesyonel bakarsanız zaten bu planlarınızı da yapıyorsunuz.”
“X markası çıkarsa bunun alternatifi Y markası, Z markası, T markası olacaktır. Bunları da şimdiden planlamalı ona göre hazırlıklarımızı yapmalı, sunumları hazırlamaları, o markanın stratejisi ile lig stratejisini örtüştürmeli ve o markaya gitmeliyiz.Profesyonelce yaklaşıp yumurta kapıya dayanınca değil belirli süre önce yapmak lazım. Profesyonellik bunu gerektiriyor. İşte bu kurumsal iş yapış şekli ile federasyonlarımız, kulüplerimiz ve liglerimiz markalara yaklaşmamışlar ve bu şekilde bir iletişim kurmamışlar. ‘Ya bu marka nasıl olsa devam eder.’ denmiş o marka sonra ‘Kusura bakmayın bizim kredi ödememiz var bu sene ondan dolayı biz yokuz.’ dediği zaman herşey için çok geç olmuş. Çoğu zaman devletin kapısı çalınmış oradan ya geri çevrilmiş ya da günü kurtaracak bir kaynak bulunmuş yine aynı döngü başlamış maalesef.
“Planlarımızı önceden yapmalıyız”
Biz planımızı eğer önceden yaparsak bu alternatifleri çıkarırsak daha profesyonel bakarsak sponsorluk alanları hiçbir zaman boş kalmaz. Hatta konu sponsorluk alanlarının boş kalıp kalmaması da değil markalara doğru şekilde yaklaşırsanız ve doğru bir paydaş yönetimi uygularsanız marka sizi değil siz markayı seçersiniz. Bence oradaki kritik konu bu. Ayrıca, markaların sponsorluk yatırımına tabii ki bakmak lazım ama paradan daha önemlisi, o markanın o platformu ne kadar büyüteceğine bakmanız lazım. Ne kadar büyütürse bir sonraki döngüde zaten daha fazla gelir ve kaynak gelecektir. Avrupada beş sene, Amerika’da belki on sene sonrası planlanıyor ama biz bir sene sonrasını, iki sene sonrasını düşünsek bile yeter. Maalesef bizler günü kurtarmaya çalışıyoruz.