Yazı: Stephen Curry, The Players’ Tribune

Çeviri: Buse Nur Küçe, TrendBasket


Şu an evimizde bir mucize gerçekleşiyor. Bu mucize sona ermeden önce kâğıda dökmek istiyorum ki elimde yazılı bir kanıt bulunsun. 

Kayıt başlasın: 

Riley, 6 yaşındaki kızımız, büyüdüğünde ebeveynleri gibi olmak istiyor. 

Tabii ki bunun sonsuza dek sürmeyeceğini biliyorum. 

Ve asileşme dönemlerinin yaklaşmakta olduğunun da farkındayım. 

Fakat şu an? 

Riley’e aynen şöyle sorduk: “Ri Ri büyüyünce ne olmak istiyorsun?” 

Hiç tereddüt etmedi: “Basketbolcu bir aşçı olmak istiyorum.” 

Dediğim gibi kızım bu aralar ebeveynlerine fazlasıyla hayranlık duyuyor. 

Noah Graham/NBAE/Getty Images

Noah Graham/NBAE/Getty Images

Pekâlâ yalan söylemeyeceğim: Bu soruyu ona en son sorduğumuzda “makyaj sanatçısı” ile “binici” olmak arasında gidip geliyordu. Ve işin lojistik kısmını da tamamıyla anlamış olduğumuzu söyleyemem. Önce bir yemek kitabı çıkarıp sonra mı basketbol oynayacak? Yoksa önce basketbol oynayıp daha sonra mı kendi restoran zincirini kuracak?  

Seçeceği yol ne olursa olsun yetenekleri ortada. Artık üst üste sürekli olarak 100 kere top sürebiliyor ve sol elini de yeterli seviyeye getirme üzerinde çalışıyoruz. (Evet, jumper atışı muazzam) 

İşin yemek tarafında ise Riley’nin olayı her şeyi yapabilmek: Makarnadan pastaya, yumurtadan slime’a kadar. Her şeyi. “Laboratuvarında” çalışırken bize kamerayı kurduruyor ve kendi YouTube programını sunuyormuş gibi davranıyor. Çılgınca bir durum. Muhtemelen slime’ı tatmanızı önermezdim (çok fazla yapıştırıcı var) ama Riley’nin temel prensipleri daha şimdiden gayet net:  Elit tarifler ve fazlasıyla yaratıcı renk seçimleri. 

Her neyse, bu harika bir şey. Şaka bir yana, ailesinin kendisine rol model olabilecek kadar iyi olduğunu düşünen bir evladınızın olması çok büyük bir lütuf. 

Fakat aynı zamanda Riley’nin artık kendi kişiliğini oluşturmaya başladığı o yaşa gelene kadar geçen dönem benim için de oldukça eğitici oldu. 

Annem gibi inanılmaz prensipli, kendi okulunu açabilecek kadar geniş bir vizyonu ve cesareti olan muhteşem bir kadın tarafından büyütüldüğüm için çok şanslı bir çocuktum. Geçtiğimiz yedi senedir de yine inanılmaz prensipli ve muhteşem bir kadın olan eşim Ayesha ile evli olduğum için şanslıyım. Ayesha hem başarılı bir iş kadını hem de üç çocuğumuza harika bir anne. Yani aslına bakarsanız hayatım boyunca Amerika’da kadın olmanın nasıl bir şey olduğuna dair bu eğitimi almışım gibi hissediyorum.  

Bu eğitimin içinden bir tane ders benim için diğerlerinin önüne geçti: Her zaman kadınları dinlemek, her zaman kadınlara inanmak ve konu birilerinin kadınlardan beklentilerine geldiği zaman ise neyin “doğru” olduğu ile ilgili düşüncelere karşı her zaman meydan okumak. 

Bir başka deyişle, bu düşüncelerin bir süredir kafamın içinde yer ettiğine inanmak istiyorum. 

Ancak dahası da var. 

Riley ve Ryan çok hızlı büyüyorlar. Ve şimdi olayları, dünyaya getirdiğimiz ve bu dünyada yaşamaları için büyüttüğümüz iki kız çocuğunun gözlerinden görmeye başlamamızla beraber; eğer ki kadın hakları konusu benim için kişisel bir konu haline gelmedi dersem yalan söylemiş olurum. 

Kızlarımın, onların geleceğini kısıtlayabilecek hiçbir sınırın olmadığını bilerek büyümelerini istiyorum. Nokta. Cinsiyetlerinin onlara nasıl düşünmeleri, nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen bir kurallar bütünü gibi hissettirmediği bir dünyada büyümelerini istiyorum. Ve büyük hayalleri olsun istiyorum. Onlara eşit ve adil yaklaşılacak kariyer hedeflerinin peşinden koşsunlar istiyorum. 

Ve tabii ki erkeklerle eşit ödemeler alacakları kariyerlerin. 

Bence  “Bunu nasıl en kısa sürede gerçekleştirebiliriz?” sorusuna cevap bulabilmek için bir araya gelmemiz çok önemli. Sadece “kız çocuk babaları” olarak veya buna benzer sebeplerden dolayı değil. Ayrıca sadece Kadınlar Günü’nde de değil. Her gün. Bu ülkedeki cinsiyetler arasındaki maaş farklılığını ortadan kaldırabilmek için çalışmamız gereken zaman işte bu. Her gün. Çünkü kadınlar bu maaş farkından her gün etkileniyorlar. Kadınlar maaş farklılıkları yüzünden ne kadar değer gördükleri, oldukları kişi ve neyi yapıp neyi yapamayacakları gibi konularda her gün yanlış düşüncelere kapılıyorlar.  

Geçtiğimiz hafta asla unutmayacağım bir şey yaptım: Kızlar için bir basketbol kampı düzenledim. 

Biz şuna “birinci geleneksel” diyelim çünkü kesinlikle bunu tekrarlamayı düşünüyorum. Basketbolu seven 200 kızın sevdikleri şeyi yapmalarını izlemek çok eğlenceliydi. 

Ama bence bir açıdan da bundan fazlasıydı. Bence bir yandan da insanların bakış açısını değiştirmeye yardımcı olabilecek bir şeydi. Böylece artık insanlar bir NBA oyuncusunun kamp ilanını gördüğünde direkt olarak bunun erkekler için olduğunu düşünmeyecek. Ve belki de böylece eninde sonunda “kadın basketbolu” kavramının ortadan kalktığını görürüz. Adı sadece “basketbol” olur. Kadınların oynadığı ve herkesin keyif aldığı basketbol. 

Kampımızla alakalı her zaman oluşturmaya ve korumaya çalıştığımız şey kampın birinci sınıf kalitede olmasıydı. 2018 yılı gerçeği ise şu: Eğer ayrımcılık konusunda aktif olarak bir şeyler yapmıyorsan birinci sınıf bir kamp değilsin demektir.  

Dediğim gibi kamp muhteşem geçti. Bu kadar tutkulu bir grupla karşılaşmamıştım. Daha önce katıldığım erkek basketbol kamplarının her birinde etrafta koşturup yaramazlık yapan birçok çocuk bulunurdu. Ama bu kampta kızlar tamamen basketbola odaklanmıştı. Her şeyi kavramaya çalışıyorlardı. Her hareketten sonra peşimde koşup bana “Steph, Steph, çocukken nasıl antrenman yaptığınla alakalı birkaç sorum olacak. Oyun şeklime bakabilir misin?” diyen çocuklar vardı. Benim için gerçekten özeldi. 

Sadece saha içinde değil saha dışında da çok ilgililerdi. Tarihte genel olarak erkekler tarafından domine edilmiş olan spor ve iş dünyası gibi alanlarda başarılı olmuş birkaç kadınla yaptığımız soru cevap oturumlarımız oldu. Kızlar sordukları sorularla deyim yerindeyse aklımı başımdan aldılar. Bu kadar düşünceli ve bir şeyleri gerçekten umursuyor olmaları, olgunlukları, yaptıkları her şeyin ince ayrıntıları… Tüm bunlar beni çok etkiledi. 

Kızlardan biri, JPMorgan Chase&Co.’da başkan vekilliği yapan Ariel Johnson’a “Eğer sekiz erkeğin içinde tek kadın olarak bulunduğu bir toplantıda bulunsaydı ve o an kafasında harika bir fikir olsaydı bu fikri diğerlerine nasıl aktaracağı konusunda iki kez düşünür müydü?” diye sordu. “İki kez düşünür müydü? Seçeceği kelimeleri, ses tonunu, vücut dilini çalıştığı yerdeki çalışan sayısındaki cinsiyet dengesizliği nedeniyle değiştirir miydi?” 

Ezra Shaw/Getty Images

Ezra Shaw/Getty Images

Tekrar ediyorum, aklımı başımdan almıştı. 14 yaşındaki bir çocuktan bahsediyoruz. Kamptaki basit bir soru cevap oturumunu bu seviyeye çıkarabilecek derecede bilgili ve özel bir çocuktan. Ve bu soru gibi sorular 2018 yılında artık her kadının çalışma ortamıyla alakalı sorması gereken sorular. Bunun da sebebi  eşitsizliğin kadınların içine adeta kök salmış bir sorun olması ve 2018 yılında olmamamıza rağmen bununla hala sık sık karşılaşmak durumunda kalmaları. 

Ariel soruya çok güzel bir şekilde cevap verdi. 

Daha uzun bir hali de var ama ben size kısa olan cevabı vereceğim: Kendiniz olun. İyi olun ve daha da iyi olmaya çalışın. Ama her zaman önce kendiniz olun.” Kızların her birinin kafa sallayarak onayladığını görebilirdiniz. Dürüst olmak gerekirse benim için çok güçlü ve özel bir andı. Bu kızları kendilerine rol model alabilecekleri insanlarla bir araya getirdiğimizi; onların tecrübelerini ve fikirlerini paylaştıklarını bir yandan da sadece basketbol oynayıp kendileri olabildiklerini, olayların merkezinde hissettiklerini bilmek çok tatmin edici bir histi.  

Her ne kadar o an çok doyurucu bir an olsa da ben tam anlamıyla doymaya çok uzağım. Aslına bakarsanız kendimi her zamankinden daha da aç hissediyorum. İleri gidebilmek için çalışan kadınlara mümkün olan her şekilde yardımcı olabilmek için her zamankinden daha da hırslıyım. 

Kadınların da erkekler kadar çok seçeneğe sahip olması için çalışalım. Maaş farklarını ortadan kaldırmak için çalışalım.  

Ve bunun için hep beraber çalışalım. 

Yani “Kadınlar eşitliği hak ediyor.”  

Bu, siyaset değil, değil mi? 

Bu, insanların katılmadığı bir görüş olamaz değil mi? 

Olmamalı. 

Bu yazın ortalarında, sezon sona erdikten birkaç hafta sonra, üçüncü çocuğumuz ve ilk oğlumuz Canon dünyaya geldi. O günden beri ise aklımı en çok oyalayan şey bu dünyada bir erkek çocuğu büyütmenin ne anlama geldiği. 

Daha şimdiden eminim ki sadece cinsiyeti nedeniyle Canon, ablalarının sadece hayal edebileceği birçok fırsata sahip olabilecek. Bir ebeveyn olarak bu duruma nasıl mantıklı bir açıklama getirebilirsiniz ki? Şu anda oğlunuza aşılayabileceğimiz değerler neler? 

Üstünde düşünülecek çok şey var. 

Ama sanıyorum ki cevap oldukça basit. 

Bence onlara da geçen hafta kampta kızlara söylediğimiz şeyi söylemeliyiz: Kendiniz olun. İyi olun ve daha da iyi olmaya çalışın. Ama her zaman önce kendiniz olun.”

Bence onlara her zaman kadınları dinlemeyi, her zaman kadınlara inanmayı ve konu birilerinin kadınlardan beklentilerine geldiğinde ise neyin “doğru” olduğu ile ilgili düşüncelere karşı her zaman meydan okumayı öğretmeliyiz. 

Ve bence onlara kendi jenerasyonlarının kadın hakları için gerçek birer destekçi olmayı öğretmeliyiz çünkü artık sadece konu hakkında bir şeyler öğrenmek yeterli değil. 

Artık harekete geçiyor olmanız gerekiyor. 

Sene 2018. Okul bitti, şimdi işe koyulma vakti. 


Orijinal kaynak | This Is Personal – The Players’ Tribune

 

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir