Yazı:Cody Zeller

Çeviri:A. Berkay Börk


Charlotte’da, genel olarak bir basketbol oyuncusu olarak tanınırım. Ya öyle, ya da şehir merkezinde yürürken kaybolmuş gibi gözüken uzun bir adam gibi…

Fakat Elizabeth beni ilk başta bir çizgi film karakteri olarak tanıdı.

Geçen Salı Novant Health Hemby Çocuk Hastanesi’nde tanıştığım 13 yaşındaki kız idi Elizabeth.

Aslında ilk kez, iki yıl önce tanışmıştık, kısa bir duraksamadan sonra onu tanıyabildim. İlk tanıştığımızda, bir dizi kemoterapi sonucunda saçı daha kısaydı. Belli belirsiz, ne giydiğini hatırlıyorum-uzun ve güzel sarkan küpeler takmıştı, kot pantolon ve kovboy çizmeleri giymişti.- Kişiliğiyle eşleşen mükemmel kombinasyondu bu. Sade ama güzel.

Kendimi tanıtmaya başladım ve tuhaf bir biçimde el salladım. “Ben Co—“

“Tabii ki! Seni tanıyorum!” dedi  hiddetlenerek. “Sen Minyon’sun.”

Ailesinden birkaç kişi bekleme odasında onunla idiler. Herkes kahkaha atmaya başladı.

2013’te bir çaylakken Hornets organizasyonu bana takımın Halloween zamanında Hemby Çocuk Hastanesi’ne geleneksel olarak yaptığı ziyaretleri söyledi. Takımdaki kıdemli oyuncular bunun opsiyonel bir gelenekten ziyade, daha çok bir “çaylak zorunluluğu” olduğunu dikte ettiriyorlardı. Bir gün, antrenman sonrası dolabımda bir Luigi kostümü asılıydı. Bana oldukça küçük bir bedendeydi. Tabii ki öyleydi. Herkes sıska bir 7 footer’ın ( en az  2.13m boyunda oyuncu) kendisine olmayan bir kostümü giymesinin komik olacağını düşünüyordu. Bunu normal karşılamaya çalışıp ve kendime gülüp arenadan çıktım.

Gerçekten ne beklentide olmalıydım bilmiyordum. Hastaneye vardığımda, hastaların ve hemşirelerin mutluluğu beni hoş bir biçimde şaşırtmıştı. Hastanedeki herkes kostüm giymişti-çocuklar, doktorlar, herkes.- Her odadan kahkaha fışkırıyordu ve bu da bipleyen makineların sesini bastırıyordu. Yıl boyunca katıldığım  etkinliklerden en iyisiydi bu.

Bir sonraki yıl, o yılın çaylakları için kostümlerin sipariş edileceği zaman, öne çıktım ve gönüllü oldum. Bu kez Ninja Kaplumbağa olmuştum. Bazı takım arkadaşlarım da benim gibi gönüllü olmuşlardı. Şimdi bu, hem çaylakların hem de çaylak olmayan bazı oyuncuların gerçekleştirdiği bir ritüel haline gelmişti. Her yıl dört gözle bekliyordum kostüm işini. Beni çocukluğuma götürüyor, hayata karşı ve sağlıklı olmaya minnettar olmamı sağlıyordu ve bir şekilde hastanedeki çocukların gününü aydınlattığını umuyordum.

Geçen seneki galiba en iyi kostümümüz idi. Spencer Hawes, Frank Kaminsky ve ben “Minyon” olmuştuk. Sizin de anlayacağınız gibi, futbol çoraplarımız  kısa gelen paça boylarımız için ayarladığımız bir son dakika dokunuşuydu.

Geçen hafta hastaneyi yine ziyaret etmiştim ancak bu kez kostüm partisi için değildi. Elizabeth’e sormam gerekiyordu: ”Şimdi…Sen hiç 2.13 boylarında üç tane Minyon gördün mü?”

O gülüyordu… Ancak bize mi gülüyordu, yoksa bizimle beraber mi kahkaka atıyordu anlayamıyordum. Bu kızın tarzını beğenmiştim.

 

 

Elizabeth ile arayı kapatıp, beraber vakit geçirirken bunu zevk alarak yapıyorduk. İlk olarak basketboldan konuştuk. Bu konuya hakim olduğunu Hornets’in istatistiklerini söyleyerek ve  benim ribaund konusunda neler yaptığımı sorarak gösterdi.(Gelişmeye her zaman açık,diyerek kendi kendime not düştüm) Onun da benim gibi tarlada bir çocuk olarak oldukça çok zaman geçirdiği ortaya çıktı.  Büyükbabamın Iowa’daki  tarlasında traktör sürerek yazın vakit geçirirdim, o da North Carolina’da ailesinin sığır çiftliğindeymiş. İkimizin de ortak olarak sevdiği etkinliğinin dört tekerli araç sürmek olduğunu anlayınca, birden gaza geldik. Ona, aslında ben büyürken annemin bana ve kardeşlerime 4 tekerli araçları sürmemize izin vermediğini söyledim. Bu, onun katı kurallarından bir tanesiydi. Elizabeth bana bu araçları çok küçükken bile sürdüğünü söyleyince onu kıskandım.

Elizabeth, hastanede herkesin ilgi odağıydı. Herkes onun hobileri, ilgi alanları ve bu gibi şeyler hakkında sorular soruyordu. O anla ilgili bir fikir vermek gerekirse; Elizabeth, ben ve yaklaşık 12 kişilik bir grup hep beraber hastanedeki bekleme kısmında oturuyorduk. Az sayıda doktor, başka hastalar ve onların aileleri ile birlikte o günlüğüne gelen video ekibi de Elizabeth ile konuşmak için o gün oradaydılar.

Sonra sohbetin konusu Elizabeth’in sağlığına geldi. Birisi “Hastalığın nasıl bir seyir alıyor?” diye sorunca o irkilmedi.

Onun nasıl bir tepki vereceğine dair kendimi hazırladım. Onun bu soruyu nasıl cevapladığını görünce çok etkilendim. Durumdan sarsılmadan sakin bir biçimde neler yaşadığını ve ailesi ile doktorlar arasındaki diyalogdan nelerin olabileceğini anlattı. İki yıldır bir takım kemoterapi tedavilerinden, bunun da çok sayıda hastanede yatma gerekliliklerinden söz etti. Tedavi sona erdiğinde, doktorları onun hastalığa dair bir bulgu taşımadığına emin olmuşlardı. Bu harika bir haberdi, kısa bir süre Elizabeth, kendi sözleriyle “normal bir kız olmaya geri dönmüştü.” Ancak bir kaç hafta önce, normal bir check-up sırasında, doktorları MRI sırasında doğru olmayan bir şeyi gördü. Biyopsi yapılması gerektiğine karar verdiler.

“Böylelikle biyopsinin sonuçlarını bekliyoruz.” dedi. Gelecekte daha fazla kemoterapi görme şansının olduğunu belirtti.

Onun bu sözleri gruptaki çoğu insanın gözlerini yaşarttı. Bence, ergenlikteki birinin kendi sıkıntılarını bu denli cesur bir şekilde konuşabilmesi onları şoke etmişti.

“Bu probleme kafa-göz dalacağım!” diyerek kararlılığını gösterdi.

Sesindeki cesareti hissedebiliyordum. Herkes bunu hissedebiliyordu.

Courtesy of Cody Zeller

Courtesy of Cody Zeller

Birçokları, böyle durumlarda cesaret, cesurluk gibi kelimeleri kullanır. Hepimiz bunları duymuşuzdur. Bu genellemelerin Elizabeth’e uyduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda, yeterli olmadığını da. O ve onun gibi çocukların sadece fiziksel değil duygusal anlamda da  neler hissettiğini tarifetmek adına bunun yetersiz kaldığı kanısındayım.

Bir sporcunun yaptığı bir bağış ya da hastane ziyaretinin çok büyük bir etki yapacağı kanısında değilim, bu en azından hepimizin yapabileceği bir şey. Doktorlar, hemşireler ve tıp uzmanları işin önemli kısmını yapanlar ve Elizabeth gibi hastalar ve aileleri de gerçek savaşçılar bu bağlamda. Geçen hafta hastanede karşılaştığım, 13 yaşında ve gerçekten acımasız olabilen bir yetişkinler dünyasında dimdik ayakta durabilen bir kadındı. Elizabeth bana  göre, yalnızca yetişkinlere ait olmayan bir olgunluk ve cesaret göstermiştir. Biz büyükler-hepimiz- daha çok dinlemeliyiz. Çocuklar bizden küçük olabilir ancak düşündüğümüzden çok daha güçlüler.

Bir minyondan sana…

IMG_7303


Orijinal kaynak | What Courage Looks Like-Cody Zeller

Berkay Börk

Website:

Son Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir