Yazı: Buddy Hield

Çeviri: Ahmet Berkay Börk


New Orleans Pelicans’ın NBA Draft 2016’da altıncı sıradan seçtiği çaylak oyun kurucu Buddy Hield bu yazısında bize Kobe Bryant’a olan hayranlığını, onun eşsiz iş ahlakını ve büyük bir şanslılıkla onunla beraber idman yapabilme fırsatını basketbol tutkunları ile paylaşıyor.

Birkaç yıl  önce Kobe Bryant hakkında bir hikaye duymuştum.

Bir yaz günü, Birleşik Devletler Ulusal Basketbol Takımı Las Vegas’dayken, bir izin gününde Black Mamba bir bisiklet kiraladı ve 40 mil boyunca onu sürdü. Çölü geçerek… Temmuz ayında… Kendi başına…

Bunu duyunca sen de herkes gibi şunu söyleyebilirsin: “Hayır, bu uydurma olmalı!”

Ancak Kobe hakkında çılgınca olan şudur ki; mevzu bahis o ise inanılması zor bir olayın, bir efsanenin en azından  doğru olduğunu düşünebilirsin.

“Evet, neden olmasın ki? İmkansız değil.”

Kobe hakkında bir sürü efsane var, özellikle de antrenmandaki çılgın iş ahlakı ve kendisini en iyi hale getirmek için yoğun bir istek duyması hakkında…

Bir keresinde,  kendi oynadığı bir maçın ilk devresinin videosunu izlediğini, hem de bunu devre arasında yaptığına dair bir şey duymuştum.

Daha sonra da, ne zaman Lakers yeni bir oyuncu ile anlaşsa Kobe’nin onunla herkesin önünde bire bir maç yaptığını… Sadece yeni oyuncuya kimin patron olduğunu göstermek adına…

Açıkçası doğru mu bilmiyorum ama, draft öncesinde oyuncu denemelerinde takıma haber vermeden diğer oyuncuların denemelerinde takımla yer aldığına dair bir söylenti duydum. Jerry West de oradaydı ve o, asla böyle yapan birisini görmedi. Sanırım, gerisini söylememe gerek yok.

Spor tarihinde bu kadar yüksek seviyelerde başarılı olmuş çok az sporcu için kendileri hakkında çıkan efsaneler gerçeklerle harmanlanmış halde olur.

Küçüklüğümde Kobe benim için bir efsaneydi. Bahamalar’da yer alan Eight Mile Rock’da, Los Angeles’tan olabildiğince uzak bir yerde büyüdüm ama çocukken sadece 8 ve 24 numaralı forma giyerdim. Televizyonda birçok Lakers maçını izledim. Kobe ve Shaq’ın şampiyonluk yıllarıydı bunlar. (Hield, özellikle 2000-2002 arası Lakers’ın three peat yaptığı yılları kast etmiştir burada)

Kobe Bryant ve belki de ilerideki veliahtı Buddy Hield Copyright from Lance King/Getty Images

Photo by Lance King/Getty Images

Draft gecesi, Kobe’den bir mesaj aldım.

Kobe ile ilgili olan diğer tüm hikayelerde olduğu gibi, ilk tepkim, “Bir saniye, bu bir şaka mı?” şeklinde oldu. (Bryant’ın makarasına insanları işlettiği hakkında bir şeyler duydum ancak bunun doğruluğundan emin değilim)

Draft gecesi hızla geldi çattı-bir bakmışım ki NCAA Turnuvası’nda oynuyorken ardından birdenbire  bir takım elbisenin içine girmişim ve draft telaşına kapılmışım. Yeşil odada beklerken telefonumun ekranında tanımadığım bir numara belirdi. Birçok insan nereye gitmem gerektiğine dair ya beni arıyordu ya da mesaj atıyordu.

Az sayıda insan Lakers’ın ikinci sırada beni seçip, seçmeyeceğini merak ediyordu.

Bundan dolayı, bana Kobe’den  mesaj gelince aklıma gelen ilk fikir Acaba içeriden bir bilgi mi aldı?” oldu.

Mesaj hala telefonumda kayıtlı duruyor.

Önce nasıl olduğumu sordu, ardından beni tebrik etti ancak son yazdığı  hala üzerinde düşündüğüm bir şey.

“Nereye gittiğin önemli değil. Oraya gittiğinde ne yapacağın daha önemli. Sadece bir takıma git ve çalış.”

İçeriden bir bilgi yok. Beni Lakers’a getirmeye de çalışmıyor. Kısa bir süre sonra, Pelicans beni altıncı sıradan seçti.

 Hield'ın ilerde Pelicans franchise ının yapıtaşlarından biri olması bekleniyor.

Photo by Garrett Ellwood/NBAE/Getty Images

Yaklaşık bir ay sonra, Kobe’den başka bir mesaj daha aldım. Aslında bu Kobe’den değil, ortak bir arkadaşımızdandı. O günlerde Los Angeles’da idman yapıyordum. Kobe ile beraber idman yapmak ister miydim?

Tabii ki, cevabım evet oldu. Arkadaşım ertesi gün sabah altıda Kobe’nin benimle spor salonunda buluşacağını söyledi.

Birden gerginlik hissettim. Kobe hakkında duyduğum başka bir hikaye de şuydu ki; o genelde bu tarz buluşmalara yarım saat erken gelirdi, eğer o anda orada değilsen oradan ayrılırdı. İşte o, bu kadar ciddiydi erken gelmek konusunda. Bu yüzden yatmadan beş alarm kurdum ve sabahın dördünde uyanıp, 4.45’e kadar yatakta kaldım. Daha sonra arabayla salona gittim, vardığımda saat 5.30 idi.

Oraya vardığımda gün hala aydınlanmamıştı. Hiç kimse yoktu salonda. Kobe’yi erken gelme konusunda yenmiştim.

İşte görüyor musunuz, mitlerle ilgili sorun da bu ya! Onun erken geldiğiyle alakalı hikaye. Bu hikayenin doğru olup olmadığını bile bilmiyorum. Buna inanıverdim. Kobe şimdiden kafama girmişti.

Saat tam 6.00’da, siyah bir Range Rover marka araç yolun kenarında durdu. Arabadan Kobe çıktı, güneş gözlükleri vardı veNaber?” dedi. Direkt işe koyulduk.

Photo by Jed Jacobsohn/The Players’ Tribune

Kobe ile ilgili her şeyi antreman sırasında gözlemlemeye çalıştım. Bir daha böyle bir fırsatımın olup, olmayacağını bilmiyordum ve bu yüzden onu etkilemeye çalıştım. Herif antreman yaparken çok ciddi. Drilller arasında şaka yapmıyor veya basketbol dışı herhangi bir şey ile ilgili konuşmuyordu. Yalnızca basketbol hakimdi ortamda.

Bu şaşırtıcı değildi ancak birkaç şeye  hayran kaldım. İki saatlik çalışmamız boyunca kortun bir yarısını asla terk etmedik, yalnızca o yarı sahada çalıştık.

Bu, bana Kobe’nin oyuna nasıl yaklaştığına dair bir fikir verdi.  Onun mantığına göre düzen çok önemliydi.

Şut idmanımızı yapış biçimimiz beni daha da etkiledi. Farklıydı bunu yapışımız. Isındıktan sonra normal bir şut antrenmanı yapmadık -bir noktadan 10 tane atıp,daha sonra başka bir noktadan 10 atmak gibi- Kobe onun bazı hareketlerini taklit etmemden emin oldu ve daha sonra ben bunu taklit etmekten bıkana kadar defalarca yaptım. Öyle bir dripling yapıp, köşe orta mesafeden jump shot atmak gibi basitçe hareketler de değildi, maçta bir kere bile deneyemeyeceğiniz hareket sekanslarını çalıştık.

Bir oyunumuz yüksek postta başladı. Kobe serbest atış çizgisinde bir fake attı ve pivot ayağını ters çevirerek -ancak steps yapmayarak- boyalı alana doğru zıplayarak bir şut attı.

O beni izlerken bu hareketi belki de 100 kez yaptırdı bana.

“Madison Square Garden!” dedim. Bunu biliyordum.

Bunu gerçekten biliyordum. Bu, alttaki videodaki hareketti.

“Ooo, çalıştın mı buna?” diyerek güldü.

“Çalıştım.”

Onun gülümsemesini görmek hoştu.

“Fakat hala ayağını aşağıda sabit tutmuyorsun.” diyerek ayağımı işaret etti.

Aynı noktadan bir 20 tekrar daha yaptık.

İnsanların basketbolun tamamen ayak oyunu ile alakalı olduğunu söylediğini biliyorum ancak biz ne kadar ayak oyunu çalışsak da Kobe bunu apayrı bir seviyeye çıkararak yapıyordu.

Açıkçası, Kobe eğer tüm kariyeri boyunca böyle çalıştıysa ayak oyunlarına bir din gibi bağlıydı. Küçüklüğümde onu epey seyrettim ve en iyi olduğu dönemde bile ondan daha atletik oyuncular vardı ancak kanımca bu onun hilesiydi.

Saat sekizde bana bir kahvaltı buluşması olduğunu söyledi. Kollarım makarna kıvamına gelmişti. Terden sırılsıklam olmuştum, ikimiz de öyle olmuştuk. İyi hissettirmişti bu. Salonda iki saat. Güzel bir günlük çalışma olmuştu.

Salondan ayrılırken bana doğru döndü ve bir kez daha gülümsedi:“Biliyor musun, gençken öğleden sonra da salona geri gelip, diğer yarı sahada çalışırdım.”

Yok artık, Kobe!

Buddy Hield üçlüğü gönderdikten sonra Copyright:Ray Carlin/USATODAY Sports

Photo by Ray Carlin/USA TODAY SPORTS

New Orleans’ta olduğum için şanslıydım. Şehirdeki herkes bana karşı iyiydi. Karayip mutfağından yemekler burda mevcuttu, bu beni çok mutlu ediyordu ve buradaki birçok insan tıpkı benim gibi hızlı ve aksanlı biçimde konuşuyordu. İnsanlar rahattı, benim anlayışım da öyledir zaten. Öyle büyük bir şehir de değildi, böylece şehrin içinde rahatça gezerek insanlarla konuşabiliyordum.

İnsanlar,  “Buddy! Şehrimizi mi temsil edeceksin?” minvalinde laflar edecek.

Takımımız için olan heyecanlarını hissedebiliyorum. Ben bir çaylağım ve oyunumu en ideal hale getirmeye çalışıyorum. Eğer kötü bir performans göstermişsem karalara bağlamıyorum. Bunu bir gelişme fazı olarak görüyorum. Uzun bir sezonun önümde olduğunu biliyorum.

Bazen, Kobe’nin bana draft gecesinde attığı mesajı düşünüyorum, kendi yaptığım çalışmamın nerede olduğumdan daha önemli olduğuna dair olan…

New Orleans nerede olduğum kısmı ile ilgili…. Arkamda olan bir koçum, takımım ve şehrim var.

Şimdi çalışma kısmına geldi sıra. Ve bu kısmı, gerçekten hakkını vermeden halledemezsiniz.

buddysignatureimg_0141-340x340


Orijinal kaynak | The Secret I Learned From Kobe – The Players’ Tribune

Berkay Börk

Website:

Son Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir